ADA TATİLİ
Büyükada’da günlerden yeni bir gün,
Genelde yerli turistler çoğunluktadır.
Adanın her sokağı her caddesi birbirinden muhteşemdir.
Ada begonvillerle, ortancalarla, sardunyalarla rengarenk süslü evlerin görüntüsüyle karşılar sizi.
Eskiden çocukluğumda daha sık gelirdim. Şimdilerde ise şehrin gürültüsünden, insanlardan kaçmak istediğimde geliyorum daha çok.
Bugün yine öyle bir gün. Adada en küçük teyzem oturuyor. Oturduğu ev teyzeme eşinden kaldı. Yoksa adada bir ev sahibi olmak çok zor. Bizde teyzem sayesinde bu güzel adanın zevkini çıkarabiliyoruz.
Ada da genelde karma bir topluluk olarak yaşar, ama öyle sıcak dostluklar, öyle güzel insanlar varki, buraya her geldiğimde çocukluğumdaki o sıcaklığı hissedebiliyorum.
Bu sefer adaya kızım Mine ile geldik. Adanın o mis kokusunu içimize çektik. Bir yandan denizin iyot kokusu, her çeşit ağaçlar, hercai çiçekler insanı başka aleme götürüyor.
Beş dakika yürüdükten sonra teyzem Sevgi’nin evine geldik. Kocaman demir kapı karşıladı bizi. Demir kapının üstündeki hanımeli kokusu buram buram geliyordu. Kokularını içimize iyice çektikten sonra zile bastık. Kapı açıldı ve içeri girdik. Ev hiç değişmemişti. Bahçenin sol köşesinde teyzemin eşinin kendi elleriyle yaptığı bir çardak vardı. Onun hemen yanında bir çeşme vardı. Bir de bahçenin her yerinde pembe, kırmızı, sarı güller vardı. Buram buram kokuları geliyordu. İki katlı evden ziyade ilk bunlar dikkat çekiyordu. Teyzemle sarıldıktan sonra çardağa geçip oturduk.
Mine ilk kez görüyordu ve büyülenmişti. Onun gözlerinden ne kadar mutlu olduğunu görebiliyordum.
Ben de uzaklara daldım. Bir hafta öncesine kadar yaşadıklarım beni çok etkilemişti. Goethe’nin dediği gibi ‘’Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir.’’ Hele de bizim yaşadığımız bu zaman. Her şeyi o kadar çabuk tüketiyoruz ki, geriye ne sevgi ne de saygı kalıyor. Zaman mı bizi böyle yaptı acaba diye sorup suçluyu da buluyoruz hemen.
Bursa’da yaşıyorum. İki yıldır bir şirkette yönetici sekreteri olarak çalışıyorum. Eşimden 5 yıl önce ayrıldım. 10 yıl çıktıktan sonra artık evlenelim demiştik. Birbirimizin çocukluk arkadaşıydık. Çok seviyorduk birbirimizi. 3 yıl evli kaldık.1 yılın ardından kızım Mine oldu. Ama sonra o sevgiyi de tükettik. Kızım 7 yaşında. Kızımla hayat mücadelesi veriyoruz. Ve eskiden beni çok sevdiğini söyleyen eşim bizi hiç aramıyor. İşimi de eski bir arkadaşım sayesinde buldum. Çok fazla olmasa da maaşımla geçinebiliyoruz. Babadan kalma 3 katlı apartman var. Onun giriş katında kalıyoruz. Diğer katlar erkek kardeşlerimin.
Çalışma hayatı çok zor. Herkes birbirinin ayağını kaydırma peşinde. Kimse kimsenin neler yaşadığını bilmek istemiyor. Nasıl daha fazla kazanırım peşindeler. Ben işimle ilgilenirken iş arkadaşlarımda benimle uğraştı.
Hiçbir hatam veya suçum olmadığı halde patronum tarafından işten çıkarıldım. Bu beni çok üzdü ve bende kafamı toparlamak için buraya teyzemin yanına geldim.
Teyzem çok neşeli bir kadındır. Herkes tarafından çok sevilir. Beni de neşelendirmesini bildi. Eskilerden anlattık gülüştük. Akşam yemeğini yedikten sonra kapı zili çaldı. Gelenler teyzemin yan komşuları Magritte ve Janet Hanım. Kendilerini bizim geleneklere öyle adapte etmişler ki… Sohbetleri öyle sıcak öyle içten, insani değerleri yüreğin de taşıyan 50 yaşlarında vatanlarından 10 yıl önce gelip buraya yerleşmiş minyon tipli güzel bakımlı iki bayan. Türkçeleri çok hoş. 10 yılda çok güzel öğrenmişler. Türkçedeki bazı kelimeleri yanlış kullanıyorlar, sonra hata yaptıklarını anlayınca gülerek düzeltiyorlar. Hoş beşten sonra evlerine gittiler.
Teyzemle akşam gezisi yapmak istedik. Teyzeme komşularını çok sevdiğimi söyledim.
Parke taşlı, yollarda faytonlar ve o güzelim atların yollardaki ayak sesleri insana sanki melodi gibi geliyor.
Gideceğimiz yer uzak değildi ama ben yine de faytona binelim dedim.
“Büyükada’ya gelip de, faytona binmeden gidilir mi?” dedim.
Bana adadayken, sanki bütün kötülükler denizi geçip buraya gelemiyormuş gibi geliyor. Büyülü bir yermiş izlenimi veriyor. Böylelikle de bütün olumsuz düşünceleri kısa bir süre olsa da unutmuş rafa kaldırmış oluyorum.
Biraz keyfimiz yerine gelsin diye adayı tamamen dolaştık sayılır.
Sonra bir kafede oturduk. Yemeklerimizi yedik. Önemli olan çay içmek, yemek yemek değil, ama Adada çayda, yemekte çok lezzetli. Yemeklerin çeşitleri bizim bildiğimizin dışında, deniz mahsulleri bambaşka. Birde böyle bir manzara ile mavi ve yeşilin karışımı bu yerde daha da güzel kılıyor anları.
Adayı dolaşmak hele akşamı başka güzel, öyle sevimli insanları var ki…
“Hepsinin yüzünde gülücükler var belki de bu yüzden adada her mevsim bahar yaşanır” dedim teyzeme.
“Belki de, kızım” dedi; “Burada kaos yaratacak hiçbir olay olmaz kolay kolay. Herkes gün boyu birbirine selam verir sohbet eder. Kimse kimseye yabancı değildir. Birbirimizin üzüntüsü ile üzülür, sevinci ile seviniriz.” dedi.
Birkaç gün kaldık, öyle huzur öyle mutluluk doldu ki içimize.
Denize karşı kahvaltının ardından kahvelerimizi yudumladık.
Akşam sandal sefası, ay ışığı ve yıldızlar denize yakamozlarını bırakırken, deniz ve huzur bir başka burada. .Hayat bu işte.
Sanki birkaç yılı doya doya yaşamış gibi olduk. O bir hafta Mine’de, ben de nasıl dinlenmişiz.
İnsan sanki kendini yenilemiş yaramaz çocuk gibi hür ve zinde hissediyor.
Ve Bursa’ya dönüş zamanı geliyor. Feribotun balkonunda seyahat her daim tercihimdir.
Feribot denizin dalgaları yararken, köpük köpük dalgaların kabarıp başka bir aleme seni götürmesi bambaşka güzellik.
Güneşin batışını seyre dalarak Mine’nin ve doğanın fotoğraflarını çektim.
Kızıl gurup batarken ufukların kendi halinde süzülüp uzaklaşması görülmeye değer.
Ah mavi deniz;
Yelkenlilerinle mavi patiskalarını yırtan deli fırtınalarla.
Denizle ne güzel anlaşırsın sen..
Benim sana sevdam gibisin fırtınayla...
Dizelerini defterime yazdıktan sonra hayal dünyasından gerçekliğe dönüş yapıyorum.
Küçücük şeylerden mutlu olurken aslında, sevgileri tüketmeye devam mı?
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
