Advert
https://www.truvaedebiyatdergisi.com/files/uploads/user/ac3d7f8fd40bd1debfff97fc0667e95a-d30354f589ba35aec26c.jpg
Hakan Cucunel
Advert

Türk Tarihi ve Haçlı Seferleri

11-10-2024 15:21 1450 kez okundu.

Uzunca bir zaman boyunca bizim edebiyatımızda Haçlı Seferleri, okul kitaplarında anlatıldığından daha fazla bilinmedi. Cüneyt Kanat ve Devrim Burçak’ın “Sorularla Haçlı Seferleri” adlı, alana özel çalışma bu konuda; bu nedenle büyük bir öneme sahiptir.

Bu eserden önce Haçlı Seferleri daha çok Amin Maolof’un “Arapların Gözünden Haçlı Seferleri” adlı eserinde anlatıldığı kadar bilindi.  Ancak bu eser okunduğu zaman da yazarın abartılı Arap milliyetçiliği hemen göze çarpar. Açık bilgi yanlışları ve kasıtlı saptırmalar kitabın saygınlığını azaltmaktadır. Ne yazık ki Türk tarihine bakış konusunda Maalouf, ortalama bir Arap’tan daha öteye gidememiştir.

“...Maalouf eserinde bariz bir Arap milliyetçiliği yaparak Türklerin başarılarını ve yaşadıklarını küçümsemiş, Avrupalı yazarların yaptığı gibi her fırsatta Türk-İslam kahramanlarını itibarsızlaştırmak için adeta çaba sarf etmiştir.

Yazarın Arap milliyetçiliği o denli baskındır ki 1144’te İmammeddin Zengi’nin Urfa’yı ele geçirmesini bile Arapların zaferi olarak aktarmakta sakınca görmemiştir...”

Birinci Haçlı Seferi’nin gerçekleştiği yıllarda Anadolu’daki Türk siyaseti parçalıdır ve aslında güçlü değildir. Dağılmaya başlayan Büyük Selçuklu Devleti’nin yönetim alanları Atabeyliklere ayrılmıştır. Atabeyler kendi aralarında çekişmektedir ve merkezden bağımsız davranmaktadırlar. Haçlı Seferleri konusunda Avrupalı kaynaklarda adı en çok geçen Türk komutan Musul Atabeyi Kürboğa’dır. Ondan sonra bilinenler Kılıçarslan, Yağısıyan ve Berkyaruk’tur.

PAPA ve TANRI’NIN BARIŞI
Birinci Haçlı seferine katılan insan sayısı, çeşitli kaynaklarda büyük farkılılıklar göstermektedir. Katılanların sayısı 100.000 ile 600.000 arasında olduğu yazılmıştır. Düzenli bir ordu olmadıkları ve dalga dalga ve çeşitli zaman aralıklarıyla geldikleri için kesin rakamı bilmek mümkün değildir. Ancak toplamda Avrupa’dan Anadolu’ya akan insan sayısının çok fazla olduğu öngörülebilir.

Haçlılar, Papa 2. Urbanus’un çağrısı ile toplanmaya başlarlar. Avrupa’daki siyasi ve toplumsal yapının tıkanması, ekilebilir alanların çoğunun kilisenin eline geçmesi, Papa’nın aşırı güçlenmesi, topraksız köylülerin sayısının aşırı artması da bu çağrının yapılmasında etkilidir.

Papa, ilk çağrısında toplananlara; “Tanrı’nın Barışı” sağlama görevini verir. Ancak dönemin ortalama Hıristiyanı için bu görev pek de çekici gelmez. Hatta bazı krallar bu çağrıyı anlamsız bulur. Kimsenin bu çağrıya katılmayacağını düşünürler. Gerçekten de ilk çağrıdan sonra toplanan insan sayısı azdır. Tanrı’nın barışını sağlamak yalanı, bugün Amerika’nın demokrasi getirme yalanı gibidir anlaşılan. Bunun üzerine Papa, ihaleyi büyütür ve bu seferin kutsal olduğunu ve ölenlerin pasaportsuz olarak cennete gideceğini müjdeler.

Cennetten bir mülk ve doğrudan cennete giriş yalanı sayıları arttırır. Hatta ortaya çıkan insan sürülerinin bir an önce krallıkların dışına çıkarılması önemli hale gelir. Bu kadar büyük insan kitlelerinin kontrolünün imkansız olacağı anlaşılır. Bu nedenle belirli aralıkla biriken Haçlılar bekletilmeden kıta dışına atılır. Bu insan sürüleri içerisinde eski askerler, her türden suçlular, kaçaklar, eşkiyalar, hırsızlar, katiller, topraksız köylüler vardır. Düzenli değillerdir. Hatta aralarında kadınların, fahişelerin ve çocukların olduğu da kayıtlara geçmiştir.

Temel amaçları Kudüs’ü Müslümanların elinden almaktır. Türkler hakkında akla hayale gelmeyecek iftiralara inandırıldılar. Türkler istedikleri herkesle cinsel ilişkiyi normal görmektedirler. Kâfir olan Türklerin katli şarttır ve malları helaldir.  İçlerinde Avrupa’nın her milletinden ve her kavminden insan vardır. Fransız, İngiliz, Alman vs.

İNSAN ETİNİN TADI
Ancak net olan şudur ki Haçlılar ilk yaptıkları seferden başlayarak geçtikleri her yere “Tanrı’nın Barışı”nı değil; ölüm, zulüm ve katliam getirmişlerdir. Ne kendi dindaşlarına ne de diğer dinlerden olanlara karşı merhamet göstermişlerdir.

İstanbul’da yaptıklarının izlerinin yüzyıllar boyu silinmeyen etkisi Bizans kaynaklarında ve sonradan yapılan sayısız çalışmada anlatılmıştır.  İmparator Alexios’un kızının yazdıklarına göre, Haçlı askerleri şehri yağmaladılar, insanları kadın erkek ayrımı yapmadan öldürdüler, bebekleri mızraklara takarak kızartıp yediler. (Sorularla Haçlı Seferleri, s.60) Haçlıların insan eti yedikleri vakası, pek çok insan için abartı veya yalan gibi görünse de kendi kaynakları ve kayıtları da bunu yazmaktadır. Onların içerisinde okuma yazma bilenler, din adamları da vardır ve bunların tuttukları günlüklerin çok azı dilimize çevrilmiştir. Ayrıca, Hristiyanların ve Avrupalının insan eti yemesi, yalnızca Haçlıların yaptığı bir şey değildir. Avrupa’da idam mahkûmlarının etlerinin kapışılarak yendiği zaten bilinir. Büyük kıtlıklarda çocukları yedikleri edebiyata da konu olmuştır. Bu  nedenle insanları öldürerek yemeleri, ölmüş insanları, bebekleri yemeleri yalan değildir. Kaynaklarda, Haçlıların aralarında bulunan din adamlarının hamile kadınların yenmesinin dinen sakıncalı olduğunu söyledikleri halde yine bu uyarının dikkate alınmadığı yazılmıştır.

Haçlılar gibi korkunç insan sürülerinin önlerinde eğer Türk engeli olmasaydı neler yapabileceklerini hayal etmek bile mümkün değildir. Bu gerçeği Avrupalı tarihçiler de belirtmektedir. Buna rağmen Amin Maalouf, zihnindeki yüzlerce yıllık Türk alerjisini aşamamıştır. Örneğin ilk duraklarından biri olan Belgrad’ı yağmalamışlar ve 4000 insanı katletmişlerdir.

PAPA’NIN AYAK ÖPME MERAKI
10. ve 11 yüzyıllarda Avrupa’da Papa o denli güçlüdür ki Avrupa’daki bütün kralların onay almak için onun ayaklarını öpmesi gerektiğini duyurmuştur. Ayak/ çizme öptürmek konusu bazı kralları rahatsız etmiştir. Buna rağmen yasallık kazanmanın tek yolu Papa ile iyi geçinmek olduğundan pek de uzatmadan gerekeni yapmışlardır.

İnsan düşünmeden edemiyor. Elini öptürse olmuyor muydu acaba diye? Olmuyordu çünkü Papa 457 yılında ayak öpmüştü bir kere. Öpülen ayak Attila’ya aitti. Papa, bir barbarın önünde diz çökerek onun ayağını öperek Roma’yı kurtarmıştı.

Bu ayak öpme takıntısı, Avrupa ve Hristiyanlık dünyasında ciddi bir travmaya sebep olmuştur. Vatikan, bu olaya önce şu yalanla yanıt verir. “Attila, bir Macar’dı.” Ancak Attila’nın Macar olmadığı arkeolojik kayıtlarla da kanıtlandı. Daha sonra “Aslında yalnızca diz çöktü ama ayağını ya da çizmesini öpmedi.” Ama bu da doğru değildi. Dönemin tarihçileri bunu hem yazdılar hem de resmini çizdiler. Bu çalışmalar hâlâ müzelerde sergilenmektedir.

Anlaşılan Papa “Madem ki ben Attila’nın ayaklarını ya da çizmelerini Roma’nın ve Hristiyanların sağ kalmaları için öpmek zorunda kaldım, bütün krallar da benim ayaklarımı öpsün” diyerek bu aşağılanmanın acısını çıkarıyordu.

Daha sonradan bu aşağılamayı gidermek adına Papalar, kölelerin ve fahişelerin de ayaklarını öpmeye devam ettiler. Yani “Papa, Attila’yı da bir köle konumunda görmüştü” ye getirmeye çalışıyorlar. Takip eden dönemlerde diğer Papalar da bu ayak öpme sevdasından vazgeçemediler.

AVRUPALININ GERÇEK RUHU
Siyasi bütünlüğü ve birliği olmadığı halde dünyanın en korkunç insan sürüsü olarak kabul edebileceğimiz Birinci Haçlı ordu/sürüsü Bizans’ta akla hayale gelmeyecek yıkım ve katliamları gerçekleştirdi ve Gerçek Avrupalı ruhunu bütün dünyaya tanıttı. İstanbul’da yaptıklarını tarih boyunca hiç bir ordu yapmamıştır ki bunu yazanlar da hem dönemin Bizans tarihçileri hem de Avrupalı tarihçilerdir. İstanbul’da yapılan katliam ve yıkımları ile sayısız kaynak ve belge vardır.

Haçlı sürüsü daha Bizans topraklarına girmeden, Avrupa içlerinde katliamlar yapmaya başlamışlardı. Yahudiler, farklı mezhep mensupları, zenginler ve daha pek çok insan ve millet Haçlı katliamını tanıdı. Aslında o zamanlar yaptıkları ile çağımızda yaptıkları arasında çok büyük bir fark olmadığını görebiliriz. Aynı soykırımcı kafalar, 18. Yüzyıl sonlarından itibaren sömürge topraklarında, Afrika’da ve Hindistan’da da soyları kırmaya, kendilerinden başka hiç kimseyi insan olarak tanımamaya devam ettiler. Yalnızca Hollanda Kralı 2. Leopold’un yaptıkları bile bize gerçek Avrupalı ruhu hakkında çok şey anlatacaktır. Avrupa’nın ipten kazıktan kurtulmuş insansı sürülerinin Kuzey Amerika’da yaptıkları ise bambaşka bir ruh hastalığının sonucudur. Kafir ve sapkın saydıkları 50 milyon Kızılderili bir kaç yüzyılda tamamen yok edildi. Bırakalım Kızılderilileri, bizonları bile milyonlar halinde öldürdüler.

İstanbul’dan ayrılan sürü Anadolu’ya indi. Duraklarından biri İznik oldu. İstanbul’da yaptıklarını burada da yaptılar. Ancak kale içinde hapsolan güruh üyeleri bir süre sonunda su ve yiyecek sıkıntısı çekti. Önce at ve eşeklerin kanlarını içerek susuzluklarını gidermeye çalıştılar. Ardından birbirlerinin idrarlarını içtiler. (Birinci Haçlı Seferi, s.62)Daha sonra giysilerini lağım sularında ıslatıp sıkarak lağım sularını içtiler. At, eşek, kedi, köpekten sonra fareleri de yediler.

Bu Haçlı sürüsünün acılarına yine Türkler son verdi. Bunların bazıları din değiştirdi canlarını böyle kurtardılar. Savaşmaya devam edenler ise kendi ifadeleriyle İsa Mesih adına şehit! Olan ilk haçlılar oldular.

Papa 2. Urbanus’un teşvikleri ve cennet vaatleriyle Türklerle karşı karşıya gelen Avrupalı katil sürüsü yenildiğinde buna en çok sevinen Bizans oldu. Ancak Haçlı istilası bununla kalmadı. “God wills it” ifadesi dönem Haçlılarının sloganıydı. Bütün yaptıklarını bu cümleye dayandırıyorlardı; “Tanrı böyle istiyor” Tanrı, Türklerin, Arapların ve Avrupalı olmayan bütün insanların Kafir ve sapkın olduğunu ve işkencelerle öldürülmeleri gerektiğini söylüyordu Haçlılara. Onlar da öyle yaptılar.

Anadolu içlerinde Haçlılar zaman zaman başarılar elde ediyorlar, kalenin teslim edilmesi halinde kimsenin canına dokunulmayacağına yemin ediyorlardı. Buna inanan kale sakinleri dışarı çıkınca tamamını kılıçtan geçiriyorlardı. Peter Tudebodus’un “Bir Tanığın gözünden 1. Haçlı Seferi” adlı eserinde belirttiğine göre Ermeniler, Haçlılar ile Türkler arasında yaşanan bu savaşlarda sıklıkla taraf değiştirmişlerdir. İlginç…

Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı’nda ve Osmanlı Rus Savaşlarında da Rusların tarafına geçmişlerdir. Türk tarafı yenildiğinde Türklere saldırıp mallarını yağma etmişler, Türklerin kafalarını kesip Haçlılara vermişlerdir. Durum değişince de tam tersini yapmışlardır.(s.145) Ermeniler, Haçlılara her sıkıştıklarında at, silah ve yiyecek yardımı yapıyorlardı. (s.86)Antakya’nın ele geçirilmesinde bu yardımların payı büyüktü.

Oysa Ermeniler, belki de tarihlerinde ilk olarak yalnozca Türk yönetimi altındayken huzur ve barış içinde yaşamışlar ve istedikleri her mesleği yapmışlar ve istedikleri her şehre yerleşmişlerdi. Bilindiği gibi Bizans döneminde bir kaç defa göç ettirilmişlerdi ve pek çok şehre girmeleri yasaklanmıştı.

Dönemin Büyük Selçuklu Devleti Musul Atabeyi olan Kürboğa, Kılıçarslan, Malatya’da Danişmentliler, Haçlılara karşı ciddi bir direniş göstermiştir. Ancak siyasi birliğin olmaması, atabeylikler arasındaki çekişmeler Türklerin Haçlılara karşı kesin bir zafer kazanmasını engellemiştir.

Birinci Haçlı askerleri Anadolu’da kimi durumlarda uzun süren açlıklar yaşamışlardır. Bu açlık kimi dönemlerde o boyuta gelmiştir ki Haçlılar, ilk zamanlarda öldürdükleri Türk Askerlerinin kalça etlerini, ardından kokuşmuş cesetlerin tamamını yemişlerdir. Bir süre sonra hayvan ölülerini, köpek ve kedileri de yedikleri pek çok kaynakta geçmektedir.

Kürboğa’nın yenilmesinden, Antakya ve Urfa’nın alınmasından sonra nihayet Kudüs’e ulaşan Haçlıların büyük bölümü Türkler tarafından imha edilmiştir. Bu konuda da rakamlar farklılık gösterse de anlaşılan odur ki her on haçlıdan yedisi İsa adına şehit! Edilmiştir. Eğer Anadolu’da Türk direnişi olmasaydı ve Avrupa’dan gelen sürülerin tamamı Arap coğrafyasına inseydi ihtimaldir ki bugün Arapların adları tarih kitaplarından başka bir yerde kalmayacaktı. Ancak Maalouf ne de diğer Arap tarihçiler bu gerçeği görmek istemiyorlar.

Asıl hedefleri olan Kudüs’te yaptıkları ise ayrı vahşettir. Ancak Kudüs’ten önce Türklerin Haçlılar karşısında yenilgiler yaşamasına sevinen Arap Hanedan temsilcileri Haçlılara elçiler gönderiyor ve yolları boyunca onlara engel teşkil etmeyecekleri konusunda söz veriyorlar ve haçlılara silah, at ve erzak yardımı yapıyorlardı. (s.94)

“Haçlılar Kudüs’te yalnızca savunma yapan, teslim olan askerleri öldürmediler. Girdikleri evlerde beşikte olan veya annelerinin kucağında olan bebekleri bile duvarlara vurarak öldürdüler. Kadınların kafalarını taşla ezdiler. Hamile kadınların karınlarını yarıp bebekleri çıkardırlar. Yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun bir tek kâfirin bile canını bağışlamadılar.” (Willermus Tiyensis s.363)

“Haçlılar mabedlere sığınanlara da acımadılar. Üç dinin mabedinde kimleri buldularsa katlettiler. Bu yapıların içlerinde o kadar çok insan öldürdüler ki ölen insanların kanları ayak bileklerinin hizasını aştı.” (s.121)

Haçlılar Kudüs’e gelene kadar Müslümanlar bu şehirde hiç kimsenin diline, mezhebine ve dinine karışmamıştı. Herkes kendi dinini yaşamakta ve ibadetini yapmakta özgürdü. 11. yüzyılda bilim, sanat, barış ve huzur İslam ülkelerinde ve Türk yönetimlerindeydi.

Kudüs’e yeniden barışın gelmesi için tarih, Selahaddin’in doğmasını bekledi. Büyük komutan halifenin engellemelerine rağmen Kudüs’ü geri alınca üç dinin bu değerli kenti yeniden barış ve huzurla tanıştı.

İlerleyen  yüzyıllarda Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim 1517’de pek zorlanmadan Kudüs’ü aldı. Bu tarihten 1917’ye kadar geçen 300 yıl boyunca Kudüs’te hiç kimse dininden, mezhebinden ya da milliyetinden dolayı öldürülmedi.  Bu 300 yıllık barış ve huzur dönemi Arapların bağımsız olmak hayalleri ile İngilizlerle birlik olup Türklerle savaşmaları ile sona erdi. Mondros Ateşkes anlaşması ile Türk Devleti coğrafyadan çekildi. Türklerin çekildiği bu topraklarda devlet görünümlü onlarca tabela var. Sınırları cetvelle çizilmiş, bayrakları İngilizler tarafından hazırlanmış bu devletler kuruldukları yıllardan beri sürekli olarak birbirleriyle savaşıyorlar. 107 yıldan beri bu coğrafyada ne bağımsız bir devletten ne de barıştan söz edilemiyor.

Barışın ve huzurun yeniden var olduğu, 
tek bir insanın bile canının yanmadığı zamanların özlemiyle...

Neler Söylendi?

Tarık CUCUNEL

Harika anlatım, detaylı araştırma ve bakış açısıyla çok başarılı olmuş hocam, kalemine sağlık 2 yıl önce