“Akıllı insanlar her şeyden ve herkesten, ortalama insanlar deneyimlerinden öğrenir, aptal insanlar zaten tüm cevaplara sahiptirler.”
Akıl dediğimiz anlayış, kavrayış kapasitemiz herkeste normal hayatımızı sürdürebilecek kadar vardır. Veya kullandığımız sürece ufkumuz açılır. Buna inanırım, ispat etmem mümkün değil. Hasta olanlarımız hariç. Bir de kendisini hariç bilenler veya herşeyi bildiğini sananlar… Herşeyden, herkesten mesaj almaya çalışmak sadece bir bakış açısı.
Deneyimlerimiz en temel öğrenme yolumuz. Bir bank üzerinde; “boyalıdır“ ikazını gördüğümde içimde oluşan dokunma dürtüsüne yenildiğim anlar olmuştur. Denilebilir ki, herkesten öğrenebileceğimiz gerçeği de yanılgılarımız sonucu edindiğimiz tecrübemiz. Bir de bilmelerin ötesi var. Biliyoruz, herşey ayan beyan ortadadır. Anlatır bize, nedir doğru olan, yapılması gereken. Yine de hepimiz için düşünemiyoruz hayatı, hep birlikte yaşayamıyoruz.
Neden?
Öğrenmeye çalışıyorum, deneyerek, yanılarak, hata yaparak… Tüm cevaplara sahipmiş gibi ortalıkta dolaşanlara tecrübelerimi aktarıyorum, bazen. Onlara hiçbir şey ifade etmiyor. Doğruyu bildiklerinden o kadar eminler ki… Benim için, sizin, bizim. Söylemleri neden yapılmıyor, hiç düşünmeden. Kimde, ne etki yapacak, değerlendirmeden. Haklı olmak uğruna çıkmaz sokaklara sürüyorlar kendilerini, sevenlerini, bir ışık arayan dostlarını. Herkes kendisi öğrenir diyordum oysa. Nedir bu öğretme merakım?
Herşeyi mesaj biliyorum, insanlığımızdan. Masumane, zalimane, cahilane, bencilce bilmelerimizden… Ama bu kadar olmamalı. Hayat akışına yaşanmalı. Bilgeliğin eşiğinde üçtaş oynamak daha mı zevkli yoksa.
“Çocuklukta mütevazı, gençlikte ılıman, yetişkinlikte adil ve yaşlılıkta ihtiyatlı olun.”
Bu sözü anlamadım. Bir dost yardımcı olabilirse dinlemek, okumak isterim.
“İnsan ilişkilerinde hiçbir şeyin istikrarlı olmadığını unutmayın; bu sebeple, refah içinde aşırı sevinçten veya sıkıntıda aşırı depresyondan kaçının.”
Sahip olmanın sarhoşluğu ile olumsuzlukları kendimizden uzak görebiliriz. Gerçek huzura ermek yüzleşmek ile mümkün. Ölüm ile, fakirlik, hastalık…
Ancak sıkıntıda olanlara tavsiyeler pek hoş durmuyor. Az ile yetinmenin bir erdem olduğu uygun ortamlarda dile getirilse bile, depresyona girene bunu söylediğimizde nasıl algılayacağını bilemeyiz. Yapılması gereken şey, sürecin kahramanına uymak olabilir. Belki birlikte ağlamak. Ta ki, dinlemeye hazır olana kadar, ayağa kalkma isteğini bulana, yardım edebilecekleri gözleyene…
“Haksızlığa uğramak, haksızlık yapmaktan daha iyidir.”
Belki de neyin haksızlık olduğunu muhataplarımıza sormalı… Bir söz, bakış, mimik ile dahi olsa üzüyorsak dostlarımızı, kırıyorsak kalpleri haklı olabilir miyiz?
Aslında her zaman haklıyız, her ne yaparsak yapalım. İnadımı görürüm bazen ama frenleyemem. Çünkü beni yok saymış olmanın cezasını vermeyi hak bilirim. Haksızlık etmiş olur muyum? Haksızlığa uğradığını düşünüyorsa muhatabım, mutlu mesut yaşamam mümkün olabilir mi?
“Zor olan ölümden değil, haksızlıktan kaçmaktır. Çünkü haksızlık ölümden hızlı koşar.“
Zaman veya hissiyatım. Düşünemiyorum sanki. Bu cümlede bahsedilen ölüm, normal olan mıdır yoksa haksızlıkla verilen ceza mı? İkisi için de anlam vermeye çalışıyorum ama olmuyor.
Eğer bir şekilde haksızlık yoluna girildi ise sonucun önemi kalmıyor. Tabii ki hükmedenler açısından. Verilen kararın ne kadar da yerinde olduğuna dair milyonlarca delil bulmakta hiç mi hiç zorlanmayabiliyoruz…
Burada Taptuk Emre’ye atfedilen bir sözü zikretmeden geçmek istemiyorum; “Adalet masumiyeti aramaktır. Eğer bilsek ki, %90 suçlu, suçsuzluğu ispat etmeye çalışmalı. Bilsek ki, %90 suçsuz, suçlu olabileceğine dair deliller aramalı.“
“Ölüm deliksiz ve rüyasız bir uykuya benziyorsa bu bir ceza olamayacak kadar iyi. Ve eğer ölüm bir uyku değil de insanların bir arada olduğu bir yerse, bu da iyi. Çünkü orada iyi insanlar olacak.“
Ölümü sevebilmek üzere herkes kendisince, kendisi için bir düşünce sistemi geliştirmeli.
“İyice bilin ki, bir değil bin kez ölmem gerekse de doğru bildiğimi yapmaktan vazgeçmeyeceğim.“
İnsanlık realitemizde karşılığı var. Diğerleri için bunu söylemek vahşilik olsa bile. Yol haritamızı buna göre belirlememiz şart.
İnandığımızı gerçeklemek üzere bazı şeylerden vazgeçmemiz gerekebiliyor. Aslında bu inandığımızın da bir delilidir. Sanki toplum olarak bunu görmek istiyoruz. Güzel sözleri destanlaştırmak üzere sahibinin ölmesini bekliyoruz. Bazen de bekleyemiyoruz…



