Advert
https://www.truvaedebiyatdergisi.com/files/uploads/user/11ca04268b41f39203efd92cd1f8b108-017c6289e5cd55191b48.jpg
Ebru Bozcuk
Advert

Her Şey Geçiyor

24-10-2026 15:00 59 kez okundu.

Nasıl uyandınız bu sabah?

Gökyüzünün rengi nasıldı bugün?
Canınız sıkkın mıydı? Üşüyerek mi uyandınız yoksa üşüyen ruhunuz muydu?

Kalbiniz hafif miydi bu sabah ? Yoksa pansumanlanması gereken bir yarası mı vardı?

Sizi yataktan çıkarmayan endişeler mi sarmıştı içinizi? Öylece tavanı mı seyrediyordunuz? En güvenli yer, çocuk gibi altına saklanmak istediğiniz yorganın altı mıydı?

Düşünce suçlusu değil de düşünce yorgunu muydunuz?

Hayır, çıkmak gerekir bu girdabın içinden. Madem hayat bizimle oyunlar oynuyor, biz de ona karşılık vermeyi becerebilmeliyiz.

Belki de sandığımızın aksine, belirsiz yarınlar için endişe etmeye değil de hayatın tadını çıkarmaya gelmiş olabiliriz bu dünyaya. Hiç bu tarafından düşündünüz mü? Ayrıca bu asla hedonist bir tavır da değildir.

Belki de önümüzdeki yeni dalgaları şekillendirecek olan tam da şu an ne düşündüğümüzdedir.

"Gelecek" dediğimiz şey, aslında bir gün "Gidecek" olan değil midir? O zaman neden kendi illüzyonumuzu yaratmayalım? 

Zaman hep lehimize işlemiyor belki ama izleri kalsa da bir şeyler hep iyiye evriliyor.
Tam, "Bundan sonra iflah olmam!" dediğimiz günlerin ertesinde bir sabah, kahve kokusuyla gülümseyiveriyorsunuz.

Şöyle enfes bir lüfer ve roka salatası yerken, yanında ince bir rakı keyfinin ne şahane olduğunu hissettiğiniz an iyileştiğinizi anlıyorsunuz belki de... 

Bir dost sohbetinin, bir selamın kıymetini anlıyorsunuz.

Gazete ekmek getiren bakkal çırağı çocuğun, o parlayan gözlerindeki umudu gördüğünüzde iyileşiyorsunuz. O pırıltı nasıl da iyi geliyor size. Hatta o an, umutsuz hâlleriniz için kendinize bile kızıyorsunuz.

Etraftaki aşırı mutluluk hâllerine kafa tutuyordunuz belki de. Hatta kendi içinizde dramlar yaratmak hoşunuza bile gidiyordu fakat geçiyor, her şey geçiyor. Kalp onarıyor kendini.

Aldığımız nefesin, içtiğimiz kahvenin, güneşli sabahların, yeni kitapların, yeni filmlerin, sabah yürüyüşlerinin, okuduğun kitaptaki bir cümlenin, sabah kahvaltılarının tadını çıkaralım.

Kendimizle BARIŞ ANTLAŞMASI imzalayalım.

Bize iyi gelen insanları hayatımıza alalım.
Vicdanımızı, iyi niyetimizi kaybetmeden bu memleketin anlayışsızlığına, adaletsizliğine göğüs gerelim. Küçük mutluluklar yaratalım, küçük sevinçler uyduralım. 

Beceremediklerimizin, hatalarımızın, üstesinden geldiklerimizin, "Olmasa da olur." diyen incelikli hâllerimizin kıymetini bilelim.

Gülümsemelerimizin kıymetini bilelim.

Hani Nazım der ya: "Yani sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi, Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?"

Biz Tahir olmayı seçelim. Sol yanımız hep iyilikle, sevgiyle çarpsın.

"Hayat bu, olur." diyen hafif bir kalp taşıyalım. Ne kaybederiz ki? Bırakın, ruhumuz kendi şarkısını söylesin.

Her şey geçiyor. Kalp onarıyor kendini.
Bir sabah balkonda bergamot kokulu çayınızı içerken bunu öyle iyi anlıyorsunuz ki "Hayat bu, öyle işte." derken ve hafifçe gülümserken buluveriyorsunuz kendinizi.

Bir çay daha koysak mı ki ne dersiniz ?

***


Editör: Seher Uslu

Neler Söylendi?