KÜL
Gün doğumuna nazır yeni bir heyecanla
Külünü yele veren o ateş sendin demek
Terennümün yerini cüzzam aldı zamanla
Ben âmâ ve dilsizken sen hayli şendin demek
Ufkumda damıttığım renginden siyah kaldı
Vuslatı yudumlarken damağımda ah kaldı
Hüzne taşındım şimdi kalbim kulbe-i ahzan
Ve hüznün durağında yitiğim neydi bilmem
Şu zaman mefhumunda kayboluyorken insan
Saadet menzilimiz hangi yöneydi bilmem
Mütebessim çehremle ben de İnşirah kaldı
Seninse avucunda hercai cenah kaldı
Merhamet et artarken insanlara ilencim
Ki külünü yadsıyan ateş kadar hoyratım
Sende yitip gitmenin zirvesinde bilincim
Mübalağa bahsinde olmasa da sanatım
Senden biraz ironi biraz da mizah kaldı
Senden eğdiğin başa sunacak izah kaldı
Sen sustukça kanarım denizin dudağında
Irmak boyuna susar keskin bir bıçak gibi
Bilmem sevgi kalbinin kaç fersah uzağında
Aşk nuruna boyanmak senden arınmak gibi
Külümün rengi sarsın nefsine ıslah kaldı
Bu çağın sahrasında bana eyvallah kaldı
Bu ne amansız cenktir asude mihrabında
Ki Hak gönülde imiş seni gönülde gördüm
Kül olup savrulsa da ruhum hep gıyabında
Sadağında tutsağın ütopyanda özgürdüm
Aşktan meczup olana kıydığı nikâh kaldı
Yokluğun yalazında o âşk-ı Allâh kaldı
***



















