KIRIK SANDALYEDE SEBİL SORGUSU
Minnacık salak bir söz
Her harfi,
Aleni düzmece.
Duvardan bir başka duvara ,
Damardan damara belki
Ne bileyim işte,
Sızıyor, sızıyordu inceden ince.
Aptal bir akşam içliliğinde buluyor beni hep aşk.
Zulamda tuhaf bir sızı, birkaç külçe..
Oysa ,
Gösterişe muhalif bir şair aşkı bu,
Baksana masam bile
Sade ama çok sadece;
Sırtımda keçe,
Hepsi bu!
Yine de şu tüyü dökük aylak kuş,
Beyniyle yargılıyor gibi
Karşıdaki söğüt ağacının
Kırışık dallarında
Ortalama üstü pejmürde tutkumu.
Ayın ışığı mı yok yoksa!
Aklım kalbimle dalga geçerken
Olsa da her bir dizem karaborsa...
Kapış kapış edilmeyi bekleyen
Kelepir bir his miydi benimki,
Bu karanlık pike altında?
Niçini bile sağır hasretlerdeyim, niye?
Öte yandan
Müzik hummalı olduğu kadar alengirli,
Şefin kafasında kırk tilki,
Bir sazende hafife alırcasına utkumu,
Vuruyordu teline sazın
Hafif ama pek hafifçe;
Tavandan sarkan örümcek ağı
Mızraba değdi değecekken.
Kim bölüyor Allah aşkına,
Tepemde tepinen cinlerle işbirliği edip
Bu zamandan kopuk saatte
Gözü açık, delikli uykumu!
Kirpiklerimde kelepçe,
Gözlerim isyankar bir raksta,
Kavalyesi sen misin acaba?
Seçkim bulanık, hayal meyal türünden
Ellerin narin ama epeyce narince
Dokun yanağımdaki budala ıslaklığa
Sebil var say,
Gizli ama serkeşçe...
Şimdiye dek çoktan
Sızıp kalmalıydim
Şu derisi eskimiş kırık sandalyede...



















