FARKINDAYIM
Yaşımdan Çok Daha Erken Çöküşümün Farkındayım:
Hayatın Yükü ve Yaş Olmayan Yaşlılık
Aynaya baktığımda gördüğüm suret, takvim yapraklarının fısıldadığı yaştan çok daha fazlasını taşıyor. Gözlerimin kenarlarındaki ince çizgiler, dudaklarımın etrafındaki hafif buruk ifade, sanki zamanın hoyrat elleri yüzümde derin izler bırakmış gibi… İçten içe biliyorum ki bu çöküş yaşımla doğru orantılı değil. Çünkü; bu hayatta insanı yaşlandıran sadece geçen yıllar değil; asıl yaşlandıran, yaşananlar ve belki de en derinden hissedileni, yaşanamayanlardır.
Hayat, bir nehir gibi akıp giderken kıyılarımıza türlü türlü yükler bırakır. Kimi zaman coşkun sularla gelen sevinçler, kahkahalar, başarılar omuzlarımızı hafifletir, ruhumuzu gençleştirir. Ancak çoğu zaman da acının, hayal kırıklığının, kaybın ve mücadelenin ağır taşları birikir sırtımızda. Her bir zorluk, her bir travma, her bir çözümsüz düğüm, görünmez birer kırışık olarak işlenir benliğimize.
Uykusuz geçen gecelerin yorgunluğu gözaltlarımızda belirginleşir, stresin kemirdiği sabır çizgileri alnımızda derinleşir. Yaşanan her olumsuzluk, ruhumuzun bir parçasını soldurur, enerjimizi emer ve bizi olduğumuzdan daha yaşlı hissettirir.
Ancak belki de en yıpratıcı olanı, yaşayamadıklarımızdır. İçimizde ukde kalan hayaller, yarım kalmış hikâyeler, söylenmemiş sözler, gidilememiş yollar...
Bunlar, ruhumuzun derinliklerinde sessiz çığlıklar atan, sürekli bir huzursuzluk ve eksiklik duygusu yaratan ağırlıklardır. Keşkeler, pişmanlıklar, fırsat kaçırmanın verdiği burukluk, zamanla içimizde kronik bir yorgunluğa dönüşür. Yaşanmamış bir aşkın hayaleti kalbimizde bir sızı olarak kalır, gerçekleştirilememiş bir kariyerin gölgesi umutlarımızı karartır. Yaşayamadıklarımız, potansiyelimizi boşa harcadığımız düşüncesiyle ruhumuzu kemirir ve bizi, taşıdığımız bu görünmez yükle olduğumuzdan çok daha yaşlı gösterir.
Dolayısıyla, aynada gördüğümüz yorgun yüz, sadece biyolojik yaşımızın bir yansıması değildir. O yüz, hayatın zorlu sınavlarından geçmenin, acı tatlı tecrübeler biriktirmenin ve içimizde ukde kalan yaşanmamışlıkların bir toplamıdır. Bu çöküş, belki de hayatın bize dayattığı gerçeklerin, hayallerimizle arasındaki uçurumun bir ifadesidir.
Belki de yapılması gereken; bu erken çöküşü bir yenilgi olarak görmek yerine, hayatın bize sunduğu karmaşık ve zorlu yolculuğun bir nişanesi olarak kabul etmektir. Her bir çizgi, her bir yorgun ifade, aslında bir hikayeyi, bir mücadeleyi ve bir öğrenilmiş dersi temsil eder. Önemli olan, bu yüklerle yaşamayı öğrenmek, içimizdeki çocuğu ve umudu canlı tutmaya çalışmak ve her şeye rağmen hayata tutunmaktır.
Çünkü unutmamalıyız ki asıl yaşlılık bedende değil, ruhun umudunu yitirmesinde başlar. Ve biz, ne kadar erken çökmüş hissedersek hissedelim, içimizdeki yaşam enerjisini koruduğumuz sürece, hayatın bize sunacağı yeni başlangıçlara her zaman açığızdır.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz



















