Advert

Çorbacı Doğan / Orhan Sarı

Orhan Sarı -ÇORBACI DOĞAN

DENEME - 18-10-2026 18:25 109 kez okundu.

Çorbacı Doğan / Orhan Sarı
Advert

ÇORBACI DOĞAN

Kentin sosyal, kültürel, ekonomik değerinin dinamiklerine bence kente sonradan gelenler egemen olur. 

Kurucu iradeyi temsil etmezler ama var olanı sirküle eden,  değişime sokan, yeniden içinden yeni yeni türev yapılar kuran istenç sinerjisi onlarda vardır. Önceki yerleşimciler ister istemez bir rehavet içinde yaşarlar. İstilacıların uygarlıkları yok ettiği genel doğru da olsa doymuş eriyik özellikleri taşıdıklarından yerleşiklerin bir şeyler yapabilme arzuları çok yüzeyde değildir. Var olan çökeltiler onlar için kifayet eder yeterlilikteki doyumluluktadır.  Var olanı muhafaza etmek isteği gelişen durumlara rahatını kaçıracak önlemler almada isteksizdirler. Bir başka tez de bilinenin aksine uygarlık, keşifler, icatlar her şeylerini serüvencilere borçludur. Bu istilacı serüvenciler var olanı yıkıyor gibi gözükse de gerçekte var olanın; varlık ömrünü tüketmiş, son kullanım tarihi geçmiş birçok şeyin daha dayanıklı ve ihtiyaçlara cevap veren inşasını da yaparlar. 

Çorbacı Doğan da Akhisar’a Gördes’ten gelmiş. 
Biz de Gördes kökenliyiz o yüzden bu portrede yargılarımın nesnelliği tartışmalıdır. Benim tanıdığım yıllar itibarıyla şişman, tıknaz, yuvarlak yüzlü ve saçları ensesine kadar döküktü. Asıl başarısı iletişimdi. Yüksek tonlu konuşmasında  karşısındakini odağına alır; daha başlangıçta yüksek bir güven telkin ederdi. Kasaba elektriksizlikten yalnızca akşamları elektrik sağlayan mazotlu jeneratöre, oradan da zamanla ulusal enerji şebekesine bağlanmış bir serüvenden geliyordu. Kentin elektrik kullanım kültüründe yapıya dönüşmüş bir cimrilik vardı. Sadece akşamları lamba yakılır, dikkatlice ajans dinlemek için radyo açılırdı. Ardından elektrik kapanırdı. 

Buzdolabı hak getire. 

Fakirlerde kalbur, zenginlerde tel dolap. Su testide, ağzında da çam kozalağı. Kalan zaman gaz lambasının isli, kör aydınlatmasına emanetti. İnsanlar tüketim giderlerinin sürekliliğine alışkın değillerdi. 

Bu kültürde ilk kez kasabada çok ampullü, aşırı ışıklı gece aydınlatmalı, çalışma saatleri 24 saate yayılmış bir işletmenin varlığı ilgi topladı. Herkes merakla gidip baktı. Masrafa dayanamaz diyenler oldu. Haklıydılar. Şehrin en işlek caddesi…
Etrafında bankalar… Esnaflık ezberimiz bozuldu. Zamanla kanıksamakla kalmadık bu cesareti; Aşçılar ve Lokantacılar Derneği Başkanlığı ve dönemin Adalet Partisi İlçe Başkanlığı’na kadar ödüllendirdik. Kentin içsel dinamiğinden değil de çeperlerden kente gelmiş biri için muazzam bir yükselmeydi. Onu bugünkü eski belediye binasının -şimdiki adı Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi olan yapının- balkonunda Başbakan’ın yanında liderin o meşhur siyah fötr şapkası ile halkı selamlarken hatırlıyorum.  

O yıllarda emeklilik şayiası ile ilgili bir tartışma başladı esnaf arasında. Halkın bir kısmı devlet bu parayı ödeyemez kanaatindeydi bir kısmı da  bu paranın alınmasının dinen haram sayılacağı varsayımındaydı. Oysa zaman değişmişti. Zenginleşen devletin sosyal güvenlik hikayesi başlıyordu. Muhalif olanların dışında herkes harıl harıl Bağ-Kur’a prim ödemeye çalışıyordu. Görüldü ki istenilen prim gününe erişmek nafileydi. Geriye dönük ispatların ardına düşüldü. Aşçı Doğan’a koşturuldu. O da ihtiyaç kadar gün sayısı karşılığı, dernek üyesi olduğuna dair tüzel kişilik başlıklı bir evrak düzenleyip altını ıslak imza ile kaşeliyordu. Hiç kimseye bu kadar geriye dönük üyemiz değilsin demedi, kimseye düzenli aidat ödendiğine dair izniniz yok, denmedi. Gerçekte kimse doğru dürüst dernek üyesi de değildi. Mensubiyet duygusu yoktu. Meslek örgütü örgütlenmesi zihinlerde yeterince karşılık bulmuş değildi. Çok kimse, kolay elde edilen bu belgeyle emekliliğe erişti. Halk, yönetsel siyasi erki pek analiz edemezdi.  O ayrı bir entellektüel zeka gerektiriyordu. Politikada önemli olan erişebilirlikti. Aşçı Doğan’a herkes dokunabiliyordu. Bu yeterliydi.  Gerisi teferruat. Bütün bunlar hakim Weberyen bürokrasiye rağmen  başarılmıştı. Olimpos Dağı’ndaki tanrılar katındaki ısıtıcı ateş, Prometheus sayesinde Atina’nın üşüyen halkına ulaştırılmıştı. 

Babamı bazen parti lokalinde aramam icap ederdi. Çocuktum; ünlemeyle yetinmez o yüzden parti lokaline gittiğimi unutur; çaktırmadan da sohbet de dinlerdim. İnsanların iktidardaki egemen yönetsel siyasayı çözümleyecek yetersizliği olduğundan; genelde tütün, üzüm fiyatlarından bir sitayişi, serzeniş olurdu. Aşçı Doğan büyük bir ustalıkla bu aykırı konuşmaları başarıyla kişilerin ağzından alır, genel siyasetin o afyon kokusundaki söylemine yedirirdi. Çok başarılıydı. Kalabalık ortamlarda aykırı söylemlerin toplumsal reaksiyonunu önlemek için konuşmayı yapanın bacağını masa altından hafifce sıkarak onu haddini aşan bu hezeyan konuşmalarının daha ileriye gitmesini önlerdi. 

Arastadan bir Çorbacı Doğan gelip geçti. Ben de bana emanet olan olan bitene tanıklığımı hikaye  ettim…

***


Editör: Deniz İmre

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Ne Malum / Layıkhan Özder

Ne Malum / Layıkhan Özder

15-10-2026 - DENEME

Tevazu / Orhan Sarı

Tevazu / Orhan Sarı

13-10-2026 - DENEME