Advert

Acı Tütünden Kara Zeytine / Murat İşler

Yazan: Murat İşler -ACI TÜTÜNDEN KARA ZEYTİNE

ANI - 05-12-2025 21:53 2123 kez okundu.

Acı Tütünden Kara Zeytine / Murat İşler
Advert

ACI TÜTÜNDEN KARA ZEYTİNE

Cumhuriyet rejimiyle birlikte ekonomik kalkınmayı sağlayabilmek için tarıma dayalı düzenlemeler de yapıldı. Devletin ekonomisi tarım ağırlıklı olduğu için çıkarılan kanunlarla tütün ekimi ve dikimi Tekel İdaresi'nin kontrolüne verildi. 

Benim doğup büyüdüğüm kasabanın topraklarında da tütünle tanışmaya başlayan toprak ağalarıyla köylüler; kırda bayırda kara sabanla tarlasını toprağını sürerek tütün yetiştirip geçim kaynağı yapmış. Bu zahmetli tarım uğraşısı ile köylü biraz olsun para kazanıp düğün derneğini, tütün parasına göre kurar olmuş. 

Benim çocukluğumda tabakhaneciliği bırakan babam, elindeki yüklü birikimiyle kiraladığı vakıf tarlalarına tütün dikip otobüs alma fikrine yönelmiş. O sene mavi küf marazıyla bütün emeklerini toprağa gömdüğü için ailemin yaşamı maalesef toprak ağalarının tarlalarında acı tütün işçiliği ile bütünleşmeye başlamış oldu. 

Küçük yaşta olmamıza rağmen ablam ve ben de bu acımasız çarkın içinde ezilmeye başlamıştık bile. Altmışlı yıllardı, yokluğun dini imanı yoktu. Gece yarısı aynı yorganı döşeği art niyet gözetmeden paylaşan kardeşlerdik. Gecenin yarısı tatlı uykuda duygusallıklar rafa kalkmış vaziyette uyandırılırdık: ''Daha hâlâ uyuyor eşşek sıpaları, üzerinize su dökeceğim bak!'' diyen anne veya babanın bağırışıyla isteksizce uyanırdık. Yarı uykulu gözlerle tütün kırmak yani tütün yaprağını gövdesinden ayırmak için bir saatlik yolu yürürdük. Öğlenin cav cav sıcağına yani tütün yaprakları güneşten buruşuncaya kadar tarlada çalışırdık. Eve dönüşte açlıktan midelerimiz guruldamaya başlardı. Açlık, uykusuzluğun ve güneşin yakıcı sıcağı âdeta küçücük ayaklarımızı bağlar, yürümemizi zorlaştırırdı. 

Eve vardığımızda ellerimize ve giysilerimize yapışan tütünün zift karası acı akmasını çıkarmak için parmaklarımızla ovalayarak çıkarmaya çalışırdık. Gece, asker disipliniyle bağırarak bizleri uyandıran annnemiz yavrularına yiyecek veren kuş misali yemek telaşına düşerdi. Kara dığanı eline alır ocağın başında doğradığı patlıcan veya börülceyi pişirmeye başlardı. Biz kardeşler yemek pişinceye kadar köhünlerdeki tütünlerden elimize aldığımız tütün iğnelerine tütün yapraklarını geçirip dizmeye başlardık. Erkenden köhünlerdeki tütün yapraklarını bitirip yorgun bedenlerimizi uykuyla dinlendirmek için yarışa girerdik. Annem seslenir, ''Yağ bitmiş gene şişenin dibi delik herhalde'' diye mırıldanırdı. Babam bu sefer sesi biraz yüksek perdeden, ''Daha yeni aldık döküyor musunuz bu yağı?'' diye kahırlanıp bir buçuk litrelik cam şişeyi bana verirdi. ''Şişeyi güzel tut, düşürme; bubam veresiye defterine yazsın, dedi deyiver'' Bakkala vardığımda ürkek serçe kuşu gibi titrerdim. 

Bakkalın önünde duran biri gaz yağı biri zeytinyağı variline yönelirken "Sen kimin oğlusun" der gibi bakardı bana. Şişeyi doldururken yutkunarak ''Bubam versiye defterine tutursun dedi'' derdim. 

Bakkal, saman kâğıdından defteri açıp bir buçuk kilo yağ yazar, defteri kapatırdı. Çocukça düşüncelerim hep o defterin içinde gezinmeye başladığında açlık unutulmuştur bile. 

Şişeyi sımsıkı tutarak eve gelirken dedemlerin kapısından geçerdim. Babaannemi yere oturmuş, kırıp geldiği tütün yapraklarını dizmeye başlamış görürdüm. Dedem, benim adım kendi adı olduğundan mı bilmem, hiç Murat demez, ''Nerden geliyon lan dilkili dağın davşanı'' diye gülerek sorardı. 

''Bubam yağ almaya saldı'' derken şişe kucağımda sabırsızlanırdım ve açlıktan midemde zil çalmaya başlardı. 

Arkamdan dedemin sesi kulaklarımda mırıltı gibi babaanneme, ''Omar Ağa'ya evveli hep kızdık, bizim bağa diktiği zeytin fidanlarını söküp attık. Şimdi zeytine, yağa para vermiyoruz. Cahillik varmış daha çok olsaydı bu çocuklar da sebeblenseydi ya, anca kendimize yetiyor. Onlara versek bize kalmaz'' derdi.

Ben o hışımla eve varır bir an önce yemeğin pişmesi için yağ şişesini ocağın yanına itinayla koyardım. Çünkü bizim için altın kadar değerliydi zeytinyağı.

Yazın orta yerinde deniz mevsimi başlamıştır. Babam bize, ''Tütünü olun sizi denize götüreyim'' derdi. Küçücük bedenlerimiz, sıcağın altında kavrulur ama bir tek acı tütün yaprağını güneşte yakmamak için uğraşırken yazın geçtiğini görüverirdik.  

Yorgun körpe bedenlerimiz, gökyüzünde güneşi gölgeleyen kara bulutlardan medet umardı. Umutsuzca göğe bakardık. Kara bulut kızgın güneşe meydan okurcasına güneşin önüne gelirdi. Soğuk bir yel yerdeki toprağı önüne katıp geçip giderdi. Arkadan gelen gökgürültüsüyle ve uğultuyla gök, suyunu salmıştır bile. Ün, elamet, çığırış bağırış başlamıştır ''Hatasız ver yarabbim!'' 

Sergideki kurumuş tütün dizilerini ıslatmamak için üzerlerini hemencecik örtmeye çalışırdık. Bedenlerimiz bu arada sırılsıklam olmuştur. Hem sevinirdik bu yazın yağan berekete hem de üzülürdük. Sevincimiz, çok yağan yağmurla tarla çamur olacağından bir gün de olsa körpe bedenlerimizin dinlenmesinedir. 

Yazın sonu gelince deniz mevsimini artık yaşayamayacağızı bilirdik, zaten yaşayamazdık çünkü verilen sözler parasızlıktan yerine getirilemezdi.  

Öylece yaz biter okullar başlardı ama biz hiç gidemezdik. Acı tütünün sergiden alınıp tavlanması ve basılması okulun eğitime başlamasından bir ay sonraya denk gelirdi. 

Ortalık güz kokmaya başladığında kış hazırlıkları çoktan başlamıştır. Evin her yanına acı tütün kokusu sinmiştir. Gemici fenerinin kör ışığında ödevlerimizi yapmaya çalışırdık. Mengenede basılan tütün balyaları, rutubet olmayan kuru yerlerde saklanır, hava güneşliyse pencereyle kapı açılıp ortam havalandırılırdı. Mazallah balyalar küf yaparsa yok pahasına tekele satılırdı. Borcu harcına denk gelir hatta bazen borçlu bile çıktığı olurdu. Havalar soğurken teneke sobalar kurulur ve ocaklara okkalı bir kütük atılırdı. Isınmaya çalışırken kulaklar dinlemeye açılacaktı. Çünkü Ege Ekici Tütün Piyasasındaki baş fiyat belirlemesi yapılacak, iktidar partisinin yani başbakanın sözleri nefesler tutularak dinlenecekti. 

Piyasa şubat başı gibi açılınca herkes Muğla'da Tekel binasının  önünde kulakları delip geçen soğukta tütününü satardı. Baş fiyat veya baş fiyata yakın satanlar mutlu dönerdi evine ama piyasanın bayağı altında satanlarsa ümitlerini seneye saklarlardı. Bunlar genelde fakir, kıt kanaat geçinen gariban halktı. Toprak ağaları kumpanya dediğimiz tütün eksperlerini genelde yemekli çaylı börekli sofralarda ağırladıklarından şans her zaman ağalardan yanaydı. Bizler de elimizde defter kalem, "Şu kadar kilo şu kadar paraya satılmış, alacağımız para bu kadar" hesabı yapardık. Hesabı da bizimle yapan büyüklerimiz, yanlış yapınca yakınıp ''Seni okutan hocanın kalemine!'' diye söylenirdi. Biz kızarıp bozarıp hesabı düzgün yapmaya çalışırken babam ve dedem, zihninden alacağı parayı çoktan hesaplamış olurdu.

Okullarda yarı yıl tatili başlamıştır. Onbeş gün oyun oynama hayalleri kurarken, babam çapa ve kürek tamiratına başlardı. Sorardım "Ne yapacağız gene?" diye, ''Ziraat okuluna başlıyacağız'' derdi.

Çapayla kürek elde, ziraatın köylüye dağıtmış olduğu zeytin delicelerini dikim işi başlayacaktır. Piyango ablamla bana vurmuştur. Şubatın çekilmez soğunda minicik parmaklarımız, kazma sapına, kürek sapına yapışır kalırdı. Demirci örsünde kıvrılmış gibi kaskatı kalan parmaklarımızı nefesimizle ısıtarak açmaya çalışırken ağlamaklı olurduk. 

Zeytin deliceleri toprağa dikilirken, babam onar adımda kazdırdığı çukurlara zeytin delicelerini koyarken, "Eskiden gençliğimizde bu deliceleri arkadaşlarla sakardan söker eşeklerle getirir, tarlalarımızın etrafına dikerdik. Deden, 'tarlamı batıracaksın' diye söker atardı. Ben oturur ağlardım emeklerim yabana gitti diye" Başını sallaya sallaya bize olanları anlatırdı. 

Bu dikilen deliceler susuz kıraç yerlere dikildiğinden iki senede saçaklanıp yeşerir, parmak kalınlığına gelmesi beklenirdi artık. Çeşitli cins zeytinlerden alınan aşılarla aşılanıp, en az on sene sonra verim almayı beklerdik ki artık bizim de yemeklerimizde bolca zeytinyağı ve soframızda zeytin olsun.

Severek yapıyorduk artık, "Zeytinlerimiz bir an önce yetişsin kurtulalım acı tütünden" diyorduk. 

Yetmişli yıllar geldiğinde aşılar boy vermeye başlamıştı. Acı tütüne verdiğimiz özeni acı zeytine veriyorduk.  Kıraç ve susuz olduğundan yavaş büyüyordu aşılar. 

Biz de gençlik yıllarımıza gelmiş, lise yıllarımıza başlamıştık. Kimimiz zeytin gözlülere sevdalanırken kimimiz zeytin yeşili gözlere gönlümüzü kaptırmıştık.

***

Advert
Neler Söylendi?

Gülnaz Kordon

Bu kadar güzel ve yalın anlatılamazdı tütüncülerin hayatı.Babam da tütüncülük yapmıştı.Sabah tarlaya seslerle giren amelelerin gürültüsüyle uyanırdım.Öğleye doğruda onlara tulumbadan su servisşni annem bana yaptırırdı.Türkülerle tütünü dizen calışanları ve snnemşn onlara yaptığıyemek ve çayları hiç unutmadım.Tütün zor zahmet bir işti Birde yapmur yağacak ve tutunsırıkları ıslanacak dşye koşuşturmaları da unutmadım.Hemen komşular yardıma koşarlardı 5 ay önce

murat işler

Teşekkür ederim Gülnaz Hanım. Tütün öyle acıdır ki yıl boyu benimle ilgilenmezsen her şeyini bitiriveririm der adeta. 5 ay önce
DİĞER HABERLER
Sel / Vahap Acar 

Sel / Vahap Acar 

24-05-2026 - ANI

23 Nisan / Neşe Kazan

23 Nisan / Neşe Kazan

23-04-2026 - ANI