ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 17-01-2024 23:23   Güncelleme : 17-01-2024 23:55

Ahmet Ağabey / Necdet Öner

Yazan: Necdet Öner -AHMET AĞABEY

Ahmet Ağabey / Necdet Öner

AHMET AĞABEY

Evinde çok sıkılan Ahmet Ağabeyim; “Oh be! dünya varmış. Kısıtlama da var ama bakkala uğrayıp bir şeyler alayım biraz da dinlenmiş olurum” der evinden dışarıya çıkarak.

Salgın, oldukça yaygınlaşmıştır.

Sağlık Bakanlığı tedbir üstüne tedbir almaktadır. 65 yaşın üstündekiler ve 20 yaş altındakilerin evlerinde bunaldıklarından kimsenin haberi yok.

Ahmet Ağabeyim yakın bakkala gitmek yerine, biraz daha uzaktaki bir bakkala gitmeyi düşündü. Evden çıkmadan penceresinden baktığında hafif yağmur çiseler gibiydi. Ancak, dışarıya çıktığında yağmur şiddetini arttırmaya başlamıştı.

Yağmurun bu şekilde yağması, Ahmet Ağabeyimin ve diğer insanların hoşuna gidiyordu. Çünkü, bu yıl Anadolu'nun her yerinde kuraklık vardı. Topraklar kurumuştu su istiyordu. Canlılar, yaşamak için; "su" diyorlardı. Bitkiler, yeşerebilmek için; “su" diyorlardı.

Ahmet Ağabey, kısıtlama olmasına rağmen, yağmurun altında aheste aheste yürüyordu. Yağmur, bahar yağmuru gibi sert yağmıyordu, aksine gayet yumuşak ince, sicim gibiydi. Hatta, Ahmet Ağabey içinden; "Bu yağmur doğuda yağsa, kar olurdu. Bir sigara içeyim." dedi. Ancak, sokakta sigara içmek de yasaktı. "Ben daha sonra içerim." dedi ve sigara içmekten vazgeçti.

Biraz yürüyünce karşısında parkı gördü. İkindi olmak üzereydi. Yağmur, öğleden bu yana yağdığı için ortalık yeşermiş, yerdeki sarı yapraklar boyunlarını büküp, toprağa doğru eğilmişlerdi.

Parkta sağa sola bakınan Ahmet Ağabey, parkta kimseyi görmedi, adeta in cin top oynuyordu.

İçinden; "Normal bir gün olsaydı, burası tıklım tıklım insan olurdu. Çocuklar koşturur, top oynar salıncaklara binerlerdi." diye geçirdi. Ancak, şimdi parkta hiç kimse yoktu. Buna biraz üzüldü ve; "Allah'ım bizleri bu sınavlardan başarı ile çıkarsın, bizlere daha beter sıkıntılar vermesin." diye  dua etti.

Önceden aldığı ama çok fazla giymediği uzun paltosunu giymişti. Palto, neredeyse dizlerin altındaydı. Paltosunun kemeri de vardı. Kemeri sımsıkı bağlamıştı. Uzaktan onu gören, manken zannederdi.

Ancak, yaşı 70 idi. 10 yıl önce aldığı bu palto aslında kendisine büyüktü. Sol omuzu iyice düşmüştü. Yürürken görenler, onu Yeşilova'nın kabadayılarından biri zannederdi. Neyse, Ahmet Ağabey sallana sallana yürürken karşıdan birisi; "Bey baba, ne caka satıyorsun?" dedi.

“Oğlum, ne cakası? Azıcık evden çıktım. Dinleneyim, sonra da marketten alışverişimi yapıp evime döneceğim. Hadi oğlum, benden uzak dur."

Üzerine doğru gelen delikanlı; "Hadi oradan. Yasak varken sen niye çıktın ki? Hem de, burada böyle benimle münakaşa ediyorsun."

"Oğlum, ben senin deden yaşındayım, münakaşa falan etmiyorum. Çekil şurdan git!"

Delikanlı dikleşiyordu. Ahmet Ağabey, elindeki bastonu kaldırınca delikanlı daha da sinirlendi.

Ben de onun gibi nefes alayım diye dışarı çıkmıştım.

Salgın döneminde insanlar, birbirlerinden cin çarpmış gibi kaçıyorlardı. Çocukluğumdan hatırlıyorum. Verem hastalığı geçiren ailelere; "Onlara yaklaşmayın onlar veremlidir." derlerdi.

Günümüzde de, bu salgın hastalık insanları birbirinden kopardı. Camide cemaatleri birbirinden kopardı. Hoca önceden; “Sıkılaşın sevap vardır. Omuzlarınız birbirinize değsin. Şeytan aranıza girmesin." derken, artık şeytan aramızda cirit atmaya başladı.

Ahmet Ağabey beni görünce biraz rahatladı. Bana baktı. Belli ki, benden yardım istiyordu.

İçimden şöyle dedim; "Kendini bilmez insanlar; kadına saldırır, çocuğa saldırır, yaşlıya saldırır ve bunlara müdahale etmek gerekmez miydi?"

Elbette gerekliydi. Ben de delikanlıya; “Oğlum, yanlış yapma ağabeyine. Sen özür dile bu işi kapatın, sonra da evine git." dedim.

Delikanlı biraz sessiz durduktan sonra; "Tamam ağabey öyle olsun. Ama amca da biraz sinirlerine hakim olsun, sizin gibi empati kursun. Biz gençlerle konuşurken bizi de anlayın." dedi ve bizlerden özür diledi.  Yanımızdan uzaklaşırken de; “Hadi hoşça kalın." dedi.

Oradan zaten durmamız gerekmiyordu. Bakkala uğrayıp alışverişimizi yapıp evimize dönerken Ahmet Ağabey ile aramızda bir buçuk, iki metre vardı. Ancak, yine de sohbet ettik. Konuşarak biraz yürüdük. Kısıtlama olduğu için evlerimize dönmemiz gerekiyordu.

Eve gelince içim içimi yedi. Allah'ım, bizler de hata yapıyoruz. Koca, karısını hırpalıyor. Genç, bazen sevgilisini sokak ortasında hırpalayıp dayak atıyor, bazen de dedesi yaşında insana saygı duymuyor.

Küçük, büyük tanımıyor. Büyük, küçüğü tanımıyor. Garip bir keşmekeşlik halidir gidiyor.

Ancak, çocuklarımıza ve öğrencilerimize hep iyi şeyler öğrettik ama zaman zaman hatır gönül tanımayan insanlarla da karşılaşıyoruz.

Ancak Ahmet Ağabey’e karşı gelen delikanlıya; "Oğlum, senin deden yaşında. Merhametli ol. Allah'tan korkmuyor musun?” diye söylediğimde geri durmuştu.

Demek ki, içinde bir nebze Allah korkusu olan kişi yine de kendisini dizginleyebiliyor. Kendini kontrol edebiliyor.

Aradan birkaç gün geçti ve Ahmet Ağabey’i merak ettim. Kendisinin yerinde olmadığını söylediler. Ahmet Ağabey, salgın hastalığa yakalanmıştı.

Yaşlı olması sebebiyle hastaneye kaldırıldığını söylediler ve yoğun bakımda dediklerinde çok üzüldüm. Bir hafta önce, kabadayı kabadayı yürüyerek kendisini sokağa atan ve parkta bir delikanlı ile münakaşa eden o adam, şimdi hastane köşelerinde oksijen almak için mücadele ediyordu.

Aradan birkaç gün daha geçti. Tekrar onun durumunu sorduğumda komşuları; "Ahmet Ağabey, iyi değil" dedi.

“Eyvah!” dedim. Salgında ölen diğer insanlar gibi Ahmet Ağabey de aramızdan mı ayrılacak derken bir sabah aşağı indiğimde, apartmanın altındaki sandalyeleri ve kalabalık insanları görünce içim cız etti.

Ahmet Ağabey’e bir şey olmuştu, duyduğum gerçekti. Bu dünya böyle, bir gün varsın, birkaç saniye sonra yoksun.

Ne yapmak lazım?

İyilik yapmak lazım, güzellik yapmak lazım. İnsanları kırmamak lazım. Kadına, çocuklara kızmamak lazım.

Sokak hayvanlarını horlamamak lazım, onları sevmek lazım. Aç olan insanlara yardım etmek lazım.

Peygamberimiz (S. A. V) der ki;
"Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir."

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi