Yağmur / Kenan Gül

Kenan Gül -YAĞMUR
Advert

ÖYKÜ - 13-04-2026 14:40

YAĞMUR

Damlalarında sevecenlik mi yoksa öfke mi yüklü olduğu belli olmayan yağmur susmuyordu. Ona bir anlam yüklemek, uğur böceğinin kanatlarına şans iliştirmekten daha zor gelmeye başladığında kalemini bir kenara bıraktı. Nisan şakalarının zamanı değildi.

Pencerenin önünde öbeklenmiş eski taş plaklar, yeniden yaşamın ışıltısına ayak uydurmak istercesine gözüne batıyordu. Önce içlerinden birini alıp zamana meydan okuyan gramafona takmak istedi. Elini uzattığında parmaklarına temas eden siyah beyaz resimler sanki sararmış kağıttan fırlayarak ona koşmak ister gibiydiler. Plakların cazibesi kaybolmuş, yerini resimlere gizlenmiş hikâyeler almıştı.

Az önce kendine hazırladığı kahvenin kokusu, resimlerin gizeminde kaybolurken yeni bir tat arama çabasından vazgeçip içinde devleşen acabalara cevap bulma arzusuna yenilmeye başlamıştı bile.

İlk "iş" gününde içine çekildiği gizemin bir parçası olmak yerine, üst üste dizilmiş gibi duran sayfaların satır aralarını okuyabilmek dayanılmaz bir arzu hâlini aldı. Elindeki resimle odanın içinde şuursuzca turlarken göle bakan diğer pencerenin hemen yanına hazırlanmış yatakta yatan yaşlı kadını da süzüyordu.

Üzerini örten yorgan hafifçe kaymıştı. Onu uyandırma riskini göze alarak yanına yaklaştı. Sessiz haraketlerle yorganı düzeltti. Geri çekilip yaşlı kadına tekrar baktı. Görevini layıkıyla yapmanın huzuru kapladı yüzünü.

Yüzündeki huzurun yerini kuşkunun alması çok uzun sürmedi. Kendinden şüphelenmeye başladı. Hiç de önemsenmeyecek bu işi gerçekten “görevi” olduğu için mi yoksa insan olduğu için mi yapmıştı? Utandı.
Yeniden odanın içinde adımlarken "insan sevgisi” üzerine beyninde şekillenmiş tüm düşünceleri sorgulamaya başladı. Aslolan hangisiydi? Sevgi mi görev mi?

Dışarıdaki ezber bozan yağmurun rüzgârla haşır neşir olmuş uğultusu kulaklarında başka bir çağrışım yaparken şimdiye kadar hiç önemsemediği yüreğinin başkaldırısı yavaş yavaş odanın kasvetli havasına bulaşmaya başlamıştı.

"Alışmalıyım" diye kendi kendine söylenirken aslında alışmak denilen olgunun yaşamın tamamını kapsadığını artık çok iyi biliyordu.

"Bir bardak su verir misin kızım?" Yaşlı kadının sıcak sesi onu içinde bulunduğu fırtınadan alıp birden bire bahar başlangıcındaki cemreler arasına bırakmıştı.

Suyu içten bir gülümsemeyle ikram ederken masanın üzerindeki resimlerden biri hâlâ diğer elindeydi. Önce resmi yatağın kenarına bıraktı. Yaşlı kadının başının altındaki yastıktan destek alarak suyu içmesine yardım etti.

"Sağol kızım… Ama şükür şimdilik başımı ve kollarımı oynatabiliyorum. Sıkıntım belimden aşağıda. Yani suyumu kendim içebilirim."
Sustu...Bunu görev için yapmadığını biliyordu artık. İstediği ve öyle rahatlayacağı için yapmıştı.

Yatağın üzerinde yalnızlığa terkedilmiş gibi duran resmi ellerine aldı yaşlı kadın. Bir süre buğulu gözlerle izledi. Dışarıda yağan yağmurun hüzünlü kısmı şimdi yaşlı kadının gözlerinde şekillenmeye başlamıştı. Tam soracaktı ki yaşlı kadın konuşmaya başladı: "Bu gün ilk günün… Eğer yorulmazsan ya da usanmazsan önümüzde çok zaman olacak. Sırası geldiğinde sana hikâyesini anlatırım."

Genç kız, “olur" anlamında başını salladıktan sonra, "Ben kahvemi soğuttum. Yeniden yapacağım. Siz de ister misiniz?" diye sordu. Yaşlı kadın, "Evet, şekersiz olursa sevinirim." diye yanıtladı.

Kahveler yapıldı. Genç kız, yaşlı kadını yatağında oturur konuma getirdikten sonra tepsiyle beraber kucağına bıraktı. Olağan akışın hafifliği vücudunu sarmıştı. Sessizce kahvelerini içmeye başladılar.
Yatağın baş ucundaki tekerlekli sandalye üzerinde biriken toza bakılınca uzun süre kullanılmadığı belliydi. Genç kız üşenmeden kalktı, güzelce temizledi. Sonra yaşlı kadına dönerek "Bunu kullanmıyor musunuz?" diye sordu.

"Kızım, sen onu oradan alıp temizlemesen aklıma bile gelmezdi. Evet, senden önceki yardımcı çok sevmezdi bu tür şeyleri.”
"Bu tür şeyler" kavramı üzerine yeniden varsayımlar üretmek yerine isteyerek samimi bir gülümseme kondurdu kendi yanağına, sonra yaşlı kadına.

"En son yaptığın çılgınlık neydi?” diye sordu. Hiç beklemediği bir soruyla karşılaşan yaşlı kadının yüzünde binlerce kelebek belirmişti. Onun cevabını beklemeden genç kız devam etti: "Biraz yağmura çıkalım mı?”

Yaşlı kadının yüzündeki kelebekler bahar sevinciyle uçmaya başlamıştı. Yine de içindeki o tarifsiz heyecanı saklamaya çalışarak kısık sesle cevapladı, "Bilmemki…”

Genç kız hemen yerinden kalktı. Tekerlekli sandalyeyi hazırladı. Yaşlı kadının bedenini incitmeden oturttu. Güzelce sarıp sarmaladı. Sonra bir adım geriye çekilip tekrar baktı.

"Rahat mısınız?" diye sorarken kısacık sürede yaptığından oldukça memnundu. Her ihtimale karşı dışarı çıkarken kapının kenarındaki şemsiyeyi açarak tekerlekli sandalyenin yanına bağladı.
Evet, böyle daha güzel olmuştu.Yağmur sanki onları bekliyormuşcasına etkisini azaltmıştı. Şemsiye üzerine düşen damlalar her ikisinin de kulaklarında masa üzerinde istiflenmiş taş plakların dayanılmaz hazzını bırakıyordu. Bir süre böyle devam ettiler. Yaşlı kadın, "Yağmurun sesini yeterince dinledik kızım. Şimdi o şemsiyeyi kaldırır mısın? Biraz da tenimde hissetmek istiyorum."

Genç kız denileni yaptı. Şimdi yağmurun altında birlikte ıslanıyordular.

"Yağmur damlaları, gözden akan damlaların yerini aldığında daha kolaydır yaşama tutunmak. Şu an eline aldığın siyah beyaz resimler renklenmeye başladı benim için. Toprağın kokusu, kahvenin kokusuna yetişti bile. Sağ ol kızım. Bu senin kıyamayan yanının tazeliği."

Göz göze geldiler. Akşama yol alan günün, göl üzerine bıraktığı ışık yansımaları uzaktan onlara el sallarken artık yalnız değildiler. Önlerinde daha gidilecek çok yol ve ıslanılacak çok yağmur vardı.

***


Editör: Nevin Bahtışen

Günün Diğer Haberleri