SONSUZLUĞUN FREKANSI 30 / YEDİ DİYAR YEDİ SAVAŞ
5. BÖLÜM
YEDİ DİYAR YEDİ SAVAŞ
KARTALLAR DİYARI
(ŞİMDİ)
Kalkanın dışında kalan her yer yanıyordu. Diyarın yemyeşil ormanlarının büyük bir bölümü kül olmuş, ejderha ateşinin kavurucu sıcağı gölün bile yarıdan fazlasını buharlaştırmıştı. Yine de tüm bunlara rağmen melezlerin yarattığı kalkan en ufak bir zayıflama göstermeden gücünü koruyordu. Kızıl ejderhalar, var olan en kadim varlıklar olarak bu dört kadının yarattığı güce eş bir güçle daha önce hiç karşılaşmamışlar ve yok edemedikleri bu gücün karşısında çılgına dönmüşlerdi. Sonunda saldırıyı durdurdular fakat Kzongarth’ın yokluğunda o an için bir planları olmasa da gitmeye de niyetleri yoktu. Kalkanın üzerinde dönerek uçmaya başladılar.
Melezlerin tam zamanında yetişerek herkesi korumayı başarmasıyla kartallar da ejderhaları görebilecekleri ama alevlerinin ulaşamayacağı bir yüksekliğe çıkarak geri çekilmişlerdi. Böylece ejderhaların hareketlerini, nasıl düşünüp nasıl manevralar yaptıklarını ve zayıf yönlerini izlemek için fırsatları olmuştu. Çağlar öncesinde Yangilerle birlikte kızıl ejderhalara karşı savaşan altın kartallar da bu arada onlar hakkında tüm bildiklerini anlatmaya başlamışlardı.
“Ölümsüzlük yenilmezlik değildir. Bizim gibi onların da zayıfbir noktaları var. Onlarınki de göğüslerinde ama bizimkine göre biraz daha büyük bir bölge... Bir de büyük egolarından kaynaklanan ve kontrol edemedikleri bir öfkeleri var. İşte bazen bu onları savunmasız bir hale getirebiliyor.
Bu kadim varlıklar öfkelendikleri zaman yalnızca fiziki güçleriyle hareket eden ve içgüdüleri olmayan vahşi çocuklara dönüyorlar. Kzongarth farklı ama şu anda burada değil ve kızıl ejderhalar kalkan yüzünden öfkeliler. Saldırmak ve onları gafil avlamak için başka bir zamanımız olmayabilir ve bence tam da şimdi harekete geçmeliyiz.” dedi altın kartalların en yaşlısı.
Hepsinin ruhları ve kalpleri birdi, hiçbiri karşı çıkmadı ve hep birlikte aynı anda süzülerek alçalmaya başladılar. Ölümcül vuruşlarını yapabilmek için altın ve mavi enerjilerini açığa çıkardıkları anda ejderhalar onları fark ettiler ama pozisyonlarını değiştirirken savunmasız kalmışlardı. Bu fırsatı kaçırmayan kartallar, ön safhadaki birçok ejderhayı tam doğru noktadan vurmayı başardılar. Döne döne kalkanın üstüne doğru düşen kardeşlerini görmenin şokuyla ejderhalar donup kaldılar ve kartallar bu durumdan cesaret alarak aralıksız saldırılarına devam ettiler. Ancak ejderhaların şaşkınlığı çokkısa sürdü ve sonunda alevler boğazlarından büyük öfkelerine eş bir güçte çıkmaya başladığında hiç de taktiksiz ve bireysel hareket etmiyorlardı.
Çapraz hareketlerle birbirlerini ve göğüs bölgelerini ustalıkla koruyarak uçmaya başlamışlardı. O andan itibaren durum tersine dönmeye başladı. Kartallar, planlı ve belli bir düzende hareket eden ejderhalar karşısında hızlarının avantajını kullanarak alevlerden kaçmaktan başka bir şey yapamaz hale geldiler. Bir süre sonra ejderhalar, kartalların hareket kabiliyetlerini azaltacak şekilde sinsice ve yavaş yavaş etraflarını sarmaya başladılar ve o andan itibaren kartallar ilk kayıplarını vermeye başladılar. Çok geçmeden de olay bir katliama dönüştü. Kartallar Diyarı, yanan kartal bedenlerinden yayılan ölüm kokusuyla ve onların acı dolu çığlıklarının yankılarıyla dolmuştu ve ejderhalar kartalları tam ortalarına alarak hiçbir kaçış yolu bırakmadıklarında kartalların sayıları neredeyse yarı yarıya azalmıştı. Tam bu noktada kızıl ejderhalar alevlerini salmayı keserek durdular ve anın tadını çıkararak kükremeye başladılar. Tüm diyara ve kendilerini izleyen korkulu gözlere zaferlerini, üstünlüklerini ve hükümdarlıklarını ilan ediyorlardı sanki…
Marcus’un da aralarında olduğu sağ kalan ulu yolcu şaman kartallar, altın kartallar ve diğer tüm kartallar, gövde gösterileri bittiğinde ejderhaların onları yakacaklarını biliyorlardı ama hiçbiri korkmuyordu. O anda, sessiz bir kabullenişle birleşmiş zihinlerinde tek bir ortak dua dönüyordu. Bir sonraki yaşamlarına geçmeden önce bedenlerine veda eden; Kartallar Diyarı’nın ve Dünya’nın en kadim koruyucuları artık bu boyuttan göçmeye hazırlardı. Sonunda ejderhalar biraz gerileyerek neredeyse hep bir ağızdan kükremeye başladılar.
Bu ahenkli kükreyişler, olacakların habercisiydi. Boğazlarından yükselen büyülü ateş birkaç saniye içinde kartalların bedenlerine ulaşacaktı ama kartalların kılı bile kıpırdamıyordu; gözleri kapalı dualarına devam ederken hafif bir trans haline girmişlerdi. Fakat saniyeler geçerken sıcaklık azalmaya başlamış ve beklenen alevler bir türlü gelmemişti. Duaları yüzünden mi hiçbiri bilmiyordu ama o sırada tuhaf bir enerji daha açığa çıkmıştı. Nötr bir enerjiydi bu, iyi ya da kötü değildi; sanki sonunda varılacak noktanın ve var olmanın nihai amacının kendisiydi.
Kartallar, bu enerjinin etkisiyle yavaş yavaş trans halinden çıktılar ve gözlerini açtıklarında bembeyaz bir ışığın ejderhalarla aralarına girdiğini gördüler. Ejderhalarsa korku içinde geri çekiliyorlardı. Onlar uzaklaşırken beyaz ışık, sanki kaynağına geri dönüyormuş gibi yavaş yavaş zayıflamaya başladı ve kartallar, az sonra görkemli bir kartal ve üzerindeki kadının silüetini gördüler. Işık sonunda kadının elindeki taşa akarak tamamen söndüğündeyse karşılarında yeni çağın kraliçesi Ameshia ve kral Galbath vardı.
“Yeterince erken gelemediğim için üzgünüm, her şeyi anlatacağım ama şimdi herkesi yerden alın ve beni takip edin. Kızıl ejderhaları takip etmeliyiz.”
***
