SIR ARTHUR IGNATIUS CONAN DOYLE / SEN HARİKASIN
Yağmurlu bir Londra gününde 221B Baker sokağında, Viktorya dönemini yansıtan bir ev çarpıyor gözümüze. İçeri girdiginizde askıda asılı duran bir palto, deerstalker şapka, uzun saplı bir şemsiye ve bir baston karşılıyor bizi.
Şömine yakınlarına asılmış; ilk bakışta çığlık atmanıza neden olacak bir kafatası. Mermi izleriyle yıpranmış, can sıkıntısından çizildiği belli sarı renkli bir gülen yüz. Odanın her tarafına tutturulmuş notlar. Bir köşede renkli sıvılarla dolu ufak bir kimya laboratuvarı. Üstü; gazete, tıp kitapları, büyüteç, kalem, defter, vaka günlükleriyle zaptedilmiş ve hırpalanmış bir masa.
Evin en güzel köşesinde bütün zarafetiyle duran bir keman. Şöminenin önünde sandalyede oturup çıtırdayan ateşi izlerken bir şeyler yudumlayan iki İngiliz beyefendisi.
Uzun boylu ince yapılı olan, sürekli düşünen beynini yansıtan keskin bakışlarını üzerimize sabitliyor. İlk görüşte insanı etkileyen bir karizması var. Burnu bir kartalın gagasını andırıyor. Köşeli bir çenesi ve lekeli elleri ile bardağı kavramış. Ağzında dumanı tüten bir pipo.
Diğeri; orta boylu, güçlü, atletik ve sağlam yapılı. Bakışları bir askerin sertliğinden nasibini almış. Yüzüne oturmuş bıyığı ona ayrı bir hava katmış. Yüzü kare bir çeneyle nihayete ermiş.
Arkasında kabarık duran şeyin ordu doktorluğuna ait bir tabanca olduğu gözümüzden kaçtı sanmayın. Şöminenin yanında duran ve her an göreve hazır bekleyen doktor çantası da onun bir parçası gibi. Uzun boylu, ince yapılı olanın elinde bir zarf hemen bizi cezbediyor. Üstünde, “Gönderen: Bilgi Şakar” yazıyor. Alıcı kısmında ise Sherlock Holmes… Sanırım yeni bir macera başlıyor.
Şimdi sözü onlara bırakalım.
Dr. John Watson (askeri doktor ve cerrah) heyecanlı bir ses tonuyla:
— Sherlock, sence Bilgi Hoca neden Arthur'u araştırmak istiyor?
Sherlock Holmes (Çok ünlü dedektif) piposundan bir nefes çektikten sonra:
— Bilmem ki sevgili Watson. Belki de kitaplarını okuduğu yazarı merak ediyordur.
Dr. Watson:
— Sherlock, zaten bütün seriyi
okumadı mı o?
Sherlock:
— Evet sevgili Watson okudu. Bütün hikâyeleri biliyor.
Dr. Watson:
— Sherlock… Bilgi Hoca, Arthur hakkında gizemli bir şey mi arıyor?
Sherlock:
— Sevgili Watson, bizim çözdüğümüz onca gizemli olaydan başka gizemli olay nerede bulacak?
Dr. Watson:
— Sherlock, bizden bahsetmiyorum. Arthur'dan bahsediyorum. Arthur ile ilgili bir şeyleri merak ediyor bence. Ama bütün seriyi okuduysa Arthur hakkında daha ne daha neyi merak ediyor olabilir ki?
Sherlock:
— Amma da yaptın Watson.
Bir insanın, yazdıklarıyla özel hayatı aynı olmak zorunda değildir. Hem bir hekim hem de benim en yakın dostum olarak bunu bilmiyor olamazsın. Mesela ben… Çok yanlışlarım oldu ama birçok insana da iyiliğim dokundu. Sen de bana yardımcı oldun. Hakkını yiyemem. Arthur, müthiş bir kalem. Polisiye roman yazarlarının babası sayılır. Onu Arthur yapan şey sadece yazdığı kitapları değil ki. Başarısız da olsa bir doktor. Birçok dalda başarılar elde etmiş bir sporcu. İnsan hakları savunucusu. Benim gibi kibirli ve kendini beğenmiş bir insanın ağzından bu övgüler nasıl çıktı ben de hayret ettim doğrusu. Sen sormadan ben söyleyeyim sevgili Watson.
Dr. Watson:
— Doğru bir bakış açısı. Arthur'un baş yapıtı bu dedektiflik romanları olsa da başka alanlarda yazdığı kitapları var elbette.
Sherlock:
— Doğru söylüyorsun sevgili Watson. Sir unvanı ve şövalye ilan edilmesi de yazdığı bir kitapla oldu. Hatta o bir kitapçıktı. Adı neydi?
Dr. Watson:
— Adı, "Güney Afrika'daki Savaş: Nedeni ve İdaresi" diye hatırlıyorum. Yıl 1902.
Sherlock:
— Doğru hatırlıyorsun, sevgili Watson. Ben de sen hatırlıyor musun diye biraz duraklamıştım. Neyse ki beni yanıltmadın.
Dr. Watson:
— Beni denediğine inanamıyorum. Sen çok acayip bir insansın.
Sherlock; yüzünde belli belirsiz bir gülüşle:
— Bana bilmediğim bir şey söyle sevgili Watson.
Dr. Watson:
— Sherlock, sence Arthur'un 1887 yılında Sherlock Holmes'un ilk ortaya çıktığı "Kızıl Dosya" hikâyesi neden ses getirmedi?
Sherlock, şöminenin ateşini karıştırırken:
— Bunu tamamen deneyimlerime dayanarak söylüyorum sevgili Watson.
Bence, yeni kalemler çoğunlukla ilk başlarda yayınevleri tarafından reddedilirler. Yazdıkça kalemleri güçlenir. Arthur da hayal kırıklığına uğramıştı. Bir davette önemli bir editör olan Joseph Stoddart ve Oscar Wild onu yazdıklarını seri haline getirmesi için ikna ettiler. İkisine de minnettar olduğumu söylemeden, adlarını anmadan geçemezdim.
Dr. Watson:
— Evet yine çok haklısın Sherlock. Bunlar iyi hoş da aradığının bunlar olduğunu sanmıyorum. Bence şu konu ilgisini çekebilir.
Sherlock, çok da merak etmemiş bir tavırla ve elindeki içeceği yudumlayarak:
— Söyle bakalım, hangi konu Bilgi Hoca'nın ilgisini çekebilir?
Dr. Watson, güvenli bir tavırla:
— Sherlock, Arthur önceleri Katolikti sonra bir agnostik( bilinemezcilik) olmadı mı? Bu aradığı şey olamaz mı?
Sherlock, fikri beğenmemiş olacak ki yüzünü ekşitti. Kalkıp odanın içinde bir tur attı. Pencereden dışarıya baktı.
— Sevgili Watson, Bilgi Hoca kimin neye inandığıyla ilgilenmiyor. Bunlar kişisel tercihler. O popüler kitapları yazma serüvenini ve ilham kaynaklarını merak ediyor bence.
Dr. Watson'ın yenilgiye uğramış bir komutan gibi omuzları düştü.
— Doğru söylüyorsun. Arthur çok zeki biriydi. O ne görse aklına kurgu, kalemine mürekkep yaptı. Belki aşklarını merak ediyordur. Evliyken nasıl da aşık olmuştu Jean Leckie'ye. Ama ilk eşi veremden ölene kadar ona sadık oldu.
Sherlock, üstten üstten bakarak:
— Bu anlattıkların da çok sıradan bence.
Dr. Watson, sesini yükselterek:
— Öyle mi bay çok bilmiş? Siz söyleyin o zaman.
Sherlock, biraz alaycı biraz şakayla karışık:
— Kendine bu kadar yüklenme sevgili Watson. Hırpalama kendini. Bak aklıma ne geldi? Bizim Arthur, artık polisiye yazmaktan sıkılıp The Final Problem hikâyesinde beni şelaleden aşağı düşüp öldüğümü yazmıştı hani. Sonra annesi dahil okuyucuları onu topa tuttular o da baskılara dayanamadı. The Adventure of the Empaty House hikâyesinde gizli görev için öldü gösterdiğini ve aslında ölmediğini yazmıştı ve Sherlock yine sahnedeydi.
Dr. Watson:
— Belki, ama insanlar çok garip. Hayali bir karakterin ölmesini istemiyorlar. Ama savaş çıkarıp binlerce insanın ölümüne sebep olabiliyorlar.
Sherlock, elindeki boş bardağı sehpaya bıraktı.
— Nereye varmak istediğini anladım. Çok haklısın sevgili Watson. 1. Dünya Savaşı'nda herkes gibi o da sevdiklerini kaybetti. İki kayınbiraderi, iki yeğeni, kardeşi ve oğlu Kingsley'i kaybedince ağır bir bunalıma girdi. Pozitif bilimler okumuş ve doktor olmuş birinin perilere inandığına çok şaşırsam da yaşadığı acıya saygı duyuyorum. Büyük acılar insanı değiştirir, dönüştürür hatta mahvedebilir. Öyle ki sihirbaz Harry Houdini, Arthur'a yaptıklarının birer illüzyon olduğunu söylese de onu ikna edememişti."
Dr. Watson:
— Çok iyi özetledin. Sherlock, acılar sığınılacak bir liman ararlar. Arthur da bu yolu bulmuş olmalı. Zaten kalbi bu acılara daha fazla dayanamadı. 1859 yılında başlayan hayat oyunu, 2 Temmuz 1930 perdelerini kapattı. Eşine, "Sen harikasın." diyerek son cümlesini bir kilise bahçesindeki mezar taşında ölümsüzleştirdi. Şimdi onlarca insan hâlâ ondan ilham alıyor.
Sherlock:
— Kaleminde hayat bulduğumuz Arthur'a biz de minnettarız. Sevgili Watson, Arthur'u yeterince inceledik istersen biraz da Bilgi Hoca kimdir, neler yapıyor ona bakalım ne dersin?
Dediğinde bizim de artık oradan ayrılma vaktimiz gelmişti.
Başka bir biyografide buluşmak üzere, hoşça kalın.
***
