SESSİZ GÖLGESİZ NEFESSİZ
Sessizce ölüyorum zamanın kıyısında,
Gelgitlerin arasından bir yol çizerek.
Ne bir nefesim var ne bir kalp atışım;
Yine de varım işte, hep aynı taşa gövdemi vurarak.
Damlalar buharlaşırken ömür denizinde;
Ben, bir yosun gibi yapışmışım kayalıklara.
Bir dubanın ipinde, deniz fenerinin kıyısında;
Ay ışığını sunuyorum sana sonsuz bir huzurla.
Ne bir sabah uyanırım ne bir gece uyurum,
Sonsuz döngüde bir yudum tuzlu suyum.
Senin vurduğun her kıyıda kendimi buluyorum;
Sessiz, gölgesiz, nefessiz işte ben buyum.
Tarifi imkânsızım, anlatması güç olanım;
Eteklerinde çalan o zil benim.
Şu ufacık dünyanın içinde yapayalnız;
Pespaye kimsesiz, belki de yetimim.
Anamdan emdiğim süt belki anamın değildi,
Onun için başım böyle eğildikçe eğildi.
Ezik, zavallı, kimsesiz, çaresiz;
Sessiz, gölgesiz, nefessiz işte ben buyum.
Varla yok arasındayım desem, biliyorum yokum.
Sessiz, soğuk, karanlık bir duvara çarpan;
Komik bir gölge oyunuyum.
Köküm yok, dalım yok; gölgem bile uzanmaz benim.
Aramızdaki tek bağ, sen benim güneşim;
Ben senin gölgenim, sesim bile yok benim.
Sessiz, soğuk, karanlık işte ben buyum.
***
