Seçilmiş Lavanta / Töre Serttaş

Yazan: Töre Serttaş -SEÇİLMİŞ LAVANTA  
Advert

ÖYKÜ - 13-09-2023 03:11

SEÇİLMİŞ LAVANTA 

Mehtap, arkadaşı Azra ile birlikte kütüphanede ders çalışıyordu. Aniden aklına gelen kitabı almak için Azra’nın yanından ayrıldı. Kütüphanenin eski el yazma kitaplarının olduğu kata geldi. Aradığı kitabı bir türlü bulamamıştı. Fakat alt kata henüz inmek istemiyordu. Bu yüzden kitabı aramaya devam etti.

Eski bir kitabı yanlışlıkla yere düşürdü. Kitabı alıp yerine koymak için eğildiğinde gözü kitabın adına kaydı “Seçilmiş Lavanta” evet kitabın adı buydu. Kitap Mehtap’ın dikkatini çekmişti. Kitap farklı bir alfabeyle yazılıydı fakat Mehtap yazılanları okuyabiliyordu. O an aradığı kitabı unuttu ve bu gizemli kitap ile birlikte Azra ile ders çalıştığı kata indi. Azra’ya kitabı gösterdi. Azra bu alfabeyi bilmiyordu bu yüzden okuyamadı. Mehtap, Azra’ya birkaç dakika onu beklemesini söyledi ve kütüphane görevlisinin yanına gitti. Kitabı görevliye gösterdi fakat görevli kadında bu alfabeyi bilmiyordu. Kadın bu kitabın alfabesini kayıtlardan bulabileceklerini söyledi. Mehtap’a onu beklemesini ve hemen kitabın hangi alfabeyle yazıldığını bulmak için kayıtlara bakıp geleceğini söyledi.

Yaklaşık yarım saat önünde durduğu raftaki kitapları inceledi. En sonunda kadın aşağı kattan yanına geldi. Ona bu kitabın "Eski Mısır’dan" kalma bir el yazması kitabı olduğunu söyledi. Fakat bu alfabe Eski Mısır’da kullanılan bir alfabe değildi. Aslında bakarsanız bu alfabe bir topluma ait değildi.

Mehtap’ın kitaba olan ilgisi daha fazla artmıştı. Kitabı kütüphaneden aldı ve onun gizemini çözmek için ne yapabileceğini düşünmeye başladı. Azra bu konularla ilgili birini tanıdığını isterse ikisini tanıştırabileceğini söyledi. Mehtap bu fikri beğendi ve Azra’ya o kişiyle tanışmak istediğini söyledi.

Bu konularda bilgili olan çocuk onların yaşlarındaydı. Ve sima olarak Azra’ya benziyordu. Çocuğun adı Mirza’ydı. Mirza kitabı Mehtap’ın elinden alıp incelemeye başladı. Çok tuhaftı. Çünkü Mirza da bu alfabeyi biliyordu dolayısıyla yazılanları da okuyabiliyordu. Mirza’nın dikkatini özellikle kitabın ilk cümleleri çekti. “2 kişi seçilir her yüzyılda, öğretilir onlara bu alfabe. Dikkat et! Gizemi çözmek için uğraşıyorsun fakat uçurum var hemen yanında.” Mehtap kitabın orta sayfalarını okumuştu bu yüzden bu cümleleri görememişti. Mirza sesli bir şekilde okuyunca Mehtap’ın da ilgisi bu cümlelere kaydı. Kitapta açıkça bu ikilinin seçilmiş olduğu yazıyordu. Fakat uçurum derken neyin kastedildiğini anlayamamışlardı.

Mirza bu durumu daha sonra düşünmeleri gerektiğini şimdi ise kitabı nasıl korumaları gerektiğini düşünmelerini söyledi. Mehtap ve Azra birbirlerine baktı. Onlar daha önce böyle düşünmemişlerdi. Direkt olarak kitabın gizemini çözeceklerini düşünüyorlardı bu yüzden de kitabı saklamaya değer görmüyorlardı. Ama henüz gizemi çözememişlerdi bu yüzden de kitabı saklamaları gerekiyordu.

Mirza kendisine güvenmelerini söyledi ve kitabın onda kalmasının daha doğru olacağını söyledi. Sonuçta içlerinde en bilgili olan oydu. Fakat Mehtap kitabın kendisinde kalması gerektiğini çünkü Mirza’ya tam olarak güvenmediğini söyledi. Azra bu konuda sessizdi çünkü bu durum onu pek ilgilendirmiyordu. Mirza Mehtap’a ikisinin de seçilmiş olduğunu yani ikisinin de bu kitapla bir bağlantısı olduğunu defalarca dile getirmesine rağmen Mehtap bir türlü ikna olmadı. Mirza en sonunda pes edip kitabın Mehtap da kalmasına ikna oldu. Mehtap, Mirza’ya ne zaman buluşmaları gerektiğini ona mesajla ileteceğini söyledi ve numarasını verdi. Mirza da aynı şekilde numarasını verdi ve beklemede kalacağını söyledi. Vedalaştılar ve Mehtap ve Azra, Mehtap’ın evine gitmek üzere yola çıktılar. Eve ulaştıklarında saat akşam altıydı. Mehtap, Azra’ya bu akşam onlarda kalmasını teklif etti. Bu şekilde akşam beraber kitabı inceleyebileceklerini söyledi. Azra bu teklifi kabul etti. Mehtap’ın odasına geçtiler ve Mehtap kitabı çalışma masasının üzerine koydu. Ardından sandalyeye oturdu. Azra da yatağa oturdu. Azra, Mirza’nın kendisinin ikiz kardeşi olduğunu söyledi. Mehtap ona daha önce neden söylemediğini sordu. Azra, Mirza’nın kendisiyle pek benzemediğini -yani karakter olarak- bu yüzden de kimseye bahsetmediklerini söyledi.

Mehtap arkadaşını anlayışla karşıladı. Ona Mirza hakkında sorular sordu. Edindiği bilgiler ise şunlardı; Mirza ile aynı okuldaydılar, okulun basketbol takım kaptanıydı aynı zamanda Eski Yunan ve Eski Mısır hakkında da oldukça bilgiliydi. Aslında genel olarak tarihi seviyordu.

Akşam yemeğini yemek için mutfağa geçtiler. Mehtap’ın anne ve babası çoktan masaya geçmişlerdi. Onlar da oturdu. Yemeklerini yediler ve masadan kalktılar. Tekrar Mehtap’ın odasına geçtiler. Ardından kitabı incelemeye başladılar. Kitap yaklaşık 500 sayfaydı. Birkaç sayfada değişik semboller vardı. En ilginç sembol ise diğerlerinden daha fazla alan kaplıyordu kitapta. Özellikleri yaklaşık on sayfada anlatılmıştı. Eşkenar üçgenin içinde altın sarısı bir hilal vardı. Üçgenin etrafında minik kabartma yıldızlar vardı. Altında ise “Dolunaylı gece” yazıyordu. Sembolde hilal vardı fakat yazıda dolunaydan bahsediliyordu. Mehtap yarın sabah bunu Mirza’ya sormaya karar verdi. Ardından Azra ile biraz sohbet ettikten sonra uyudular.

Sabah beraber okulu gittiler. Mehtap hemen kitap ile birlikte Mirza’nın sınıfına gitti. Mirza henüz gelmemişti. Mehtap onun sırasına geçti ve beklemeye başladı. On dakika sonra Mirza yanına geldi. Mehtap dün akşam ilgisini çeken sembolü Mirza’ya gösterdi. Mirza “Dolunaylı gece” derken bunun gerçek anlamında kullanılmış olabileceğini söyledi. Fakat sembol hakkında henüz doğru bir çıkarım yapmak için gerekli donanıma sahip olmadığını söyledi.

Zil çaldı ve Mehtap kendi sınıfına gitti. Derste hep sembolün anlamını düşündü. Ders bitiminde nöbetçi duyuru yapmak için sınıfa hafta sonu Mısır’a bir gezi düzenleniyordu. Katılmak isteyenler öğle arasına kadar müdür yardımcısına adlarını yazdırmaları gerekiyordu. Mehtap hemen Azra’yı ve Mirza’yı yanına alarak müdür yardımcısının yanına gitti ve adlarını yazdırdılar. Hafta sonunu iple çekiyorlardı.

Ve sonunda beklenen gün geldi çattı. Mehtap ve Mirza Mısır’a gittikleri için daha fazla heyecanlıydılar. Azra yine sessizdi. Mısır’a gitmek istemiyordu. Ama Mehtap ve Mirza için gidiyordu. Öğretmenleri Ayça Hanım herkesi üç kişilik gruplara ayırdı.

Mısır’ın Gize şehrine gelmişlerdi. Ünlü Keops Piramidi’nin şehri. Ayça Hanım kısaca Keops Piramidi’nin tarihini anlattı. Ardından üçlü gruplar halinde piramidin içine sırasıyla girdiler. Mirza, Mehtap ve Azra aynı gruptaydılar. Mirza ve Mehtap piramidin içini dikkatle inceliyorlardı. Aniden Mirza, Mehtap’ı durdurdu. Ona duvardaki resmi gösterdi. Resimde bir adam ve bir kadın vardı. Ortalarında ise kitaptaki sembol... Mirza’nın aklına dolunaylı gece yazısı geldi. Fakat bu resimde böyle bir yazı yoktu. Ne tesadüf ki bu gece gökyüzünde dolunay vardı. Mirza herkes uyuduktan sonra tekrar bu piramide gelmeyi istiyordu fakat bunu Mehtap’a söylemek istemiyordu. En azından emin olmadan onu tüm bu işlerden uzak tutmak istiyordu. Mehtap ondaki bu ani değişimin sebebini anlayamamıştı. Fakat üzerinde fazla durmadı. Piramitten çıktılar ve otele gittiler. Azra, Mehtap, Mina ve Elmas aynı odada kalıyorlardı. Mirza da erkeklerle aynı odada kalıyordu. Bu yüzden ikilinin odada buluşup konuşmaları zordu çünkü kitabı gizli tutmaya çalışıyorlardı.

Mirza kitabı Mehtap’tan aldı ve odasına çıktı. Odaya henüz kimse gelmemişti o da rahat rahat kitabı inceledi. Kitapta bir ritüelden bahsediliyordu. Seçilmiş olan iki kişinin bir lavanta ile piramidin resimli duvarının karşısına geçip bazı cümleleri söylemesi gerekiyordu. “Lavanta gökyüzüne yüksel, yağmur hepimizi ıslat. Güneş hepimizi ısıt ve lavanta... İkimizi fırtınadan koru.” Ritüelin cümleleri bunlardı. Mirza hiç istemese de Mehtap’ın da yardımına ihtiyacı olduğunu anladı. Hemen Mehtap’ın yanına gitmesi gerekiyordu çünkü dolunaylı gece bu geceydi. Eğer bu gece ritüeli gerçekleştiremezlerse bir ay sonra ki dolunaylı gecede gerçekleştirmeleri gerekiyordu ve bu onlar için mümkün değildi.

Mirza, Mehtap’ın odasının önüne geldi ve kapıyı çaldı. Mehtap uyumamıştı bu yüzden kapıyı açtı. Mirza kısaca olan biteni anlattı. Ardından hemen piramide gittiler. Resmin olduğu duvarın karşısına geçtiler. Fakat lavanta eksikti. Mehtap hemen kitabı eline aldı ve sayfaları karıştırmaya başladı. Mor sayfaya çizilmiş bir lavanta vardı. Mehtap bu çizimi kullanabileceklerini düşündü ve sayfayı yırttı. Mirza hemen karşına geçti ve kağıdı tuttu. Ardından beraber cümleleri söylemeye başladılar. “Lavanta gökyüzüne yüksel, yağmur hepimizi ıslat. Güneş hepimizi ısıt ve lavanta... İkimizi fırtınadan koru.” Aniden duvarda mor bir ışık belirdi ve Mehtap ile Mirza’yı içine çekti. İkisi de kaybolmuştu.

Günün Diğer Haberleri