Maziden Atiye... / Aydın Hanzala

Yazan: Aydın Hanzala -MAZİDEN ATİYE...
Advert

ÖYKÜ - 04-10-2023 16:06

MAZİDEN ATİYE...

Çok eski bir resim; belki yirmi, belki otuz, belki de elli yıllık bir resimdi elindeki...

Dikkatlice inceliyor, her karesine bakıyor, elindeki resimde bir şeyler arıyordu sanki. Bir hayli sararmış, kenarları yırtılmış bir resimdi, hayatın yorgun izlerini taşıyormuş gibiydi ama Nahit, bu resme bakmaktan kendini alamıyordu.

Zaten eski şeyleri de pek sever, çok önemserdi. Çünkü eski şeylerde hep bir emek vardı, alın teri vardı, üretim vardı, bereket vardı. İşte bu yüzden, elindeki bu resim önemliydi.

Belki resimde pek şatafatlı bir şey yoktu; güzel bir kadın ya da güzel bir manzara yoktu. Eski bir ev vardı resimde. Ne duvarları süslüydü ne de perdeleri albeniliydi. Gösterişten uzak olan o sade ev Nahit’in çok ilgisini çekmişti ve baktıkça bir tatlı huzur doluyordu içine. Sanki doğanın bir parçası gibiydi resimdeki ev...

Baktıkça resme, eski zamanlara gitti Nahit; doğayla iç içe olan o eski zamanlara. İnsanlar ve doğa, nasıl da muhteşem bir uyum içindeydi. Yağmurun toprağa olan fedakarlığı ve cömertliği karşısında, toprağın vefasını düşündü. Toprağın bir girdap olmadığını, suyu görünce bağrındaki tohumları ne güzel beslediğini ve filizlendirdiğini görebiliyordu. Yağmuru gören toprağın üreticiliğine şahit oluyordu sanki. Doğanın bir anne gibi; içten, riyasız, tertemiz döngüsü ve doğurganlığı karşısında hayranlığı artıyordu Nahit'in...

Elindeki resmi masaya koydu. Mutfağa gidip kendine bir kahve yaptı.  Önce derin bir nefesle çekti kahve kokusunu içine sonra bir yudum içti. Ardından bir sigara yaktı ve bu kez de sigaradan derin bir nefes çekti içine. Nahit, kahveyi sigarasız içmez, içemezdi. Nahit için kahve ve sigara; et ve tırnak gibiydi...

Tekrar resmi eline aldı, resme baktıkça derin düşüncelere dalıyordu. Resimdeki yaşlı kadına takıldı gözleri bu sefer. Bu kadın sıradan bir kadın değildi, bu kadın, toprak misali bir kadındı... Yine o eski zamanlara gitti...

Eski zaman insanlarının üreticiliğini gördü. Teknolojinin, makinaların olmadığı ya da çok yetersiz olduğu o dönem insanlarının üreticiliği hayranlıkla canlandı zihninde... İsrafın olmadığı, eskiyen şeylerden yeniden bir şeylerin üretilmesi israfa baş kaldırmak anlamına gelmiyor muydu? Nahit; "İsrafın olmadığı yerde bereket vardır" dedi kendi kendine.

Pamuk ve yünden ip üretmek, ürettikleri iplerden desenli yada renkli kilimler dokumak üreten aklın ürünüdür. Eskimiş kazakları çöpe atmak yerine özenle söküp iplerini başka şeylerde değerlendirmek, ne bileyim mesela kapı önü için pas pas yapmak. Gerçekten de, çöpe atmak gibi bir alışkanlık yoktu eski insanlarda...

Nahit, o eski zamanların doğal yaşamının içinde gezinmeye devam etti resme baktıkça. İnsanların eşyaları ustaca kullandığı yani bir anlamda eşyalara efendilik yaptığı o dönem, belki de insanlığın zirve noktasıydı...

Nahit resme baktıkça düşünüyordu. Eski insanların mutluluğu yaşam biçimlerindeydi. Her ev kendi evinin çullarını, kilimlerini, kapı önü paspaslarını yapıyordu. Ürettikleri kadar mutlu oluyorlardı. Bu kez de Nahit; "Gerçek bir huzur ve mutluluk insanın kendi öz emeğidir" dedi kendi kendine.

Nahit resmin düşündürdüklerini bir kenara bırakıp, yaşadığı çağa baktığında büyük bir hüzne kapılıp "Üreten bir kültürden tüketen bir kültüre dönüştük" diye düşünmekten kendini alamadı.

"Durağan bir aklın üretimi, emeği olamaz. Zira düşünmek, aklın gören gözleri, hisseden kalbi ve faaliyet alanıdır.

Üretmeyen bir akıl; hırsızlığı meslek edinir, emeği yok sayar, merhameti unutur, vicdanı terk eder.

Emek vermeden, alın teri dökmeden kazanmak en büyük hırsızlık değil mi? Tembelliği meslek edinmiş bir akıl, başkalarının emeğine saygı duyabilir mi?

Üretimsizlik her alanda hakim olurken, tüketicilik her alanda iktidar oldu. Zihinsel, ruhsal, duygusal alanda bile hırsızlıklar gerçekleşiyor artık.

Hırsızlığın boyutu üretimsizliğin boyutuyla orantılıdır." dedi kendi kendine Nahit.

Gözleri yaşlı bir şekilde, elindeki resmi masaya koyarken son bir cümle döküldü dudaklarından;
"Mutluluğu, huzuru tüketimde değil, üretimde aramak gerekir..."

Editör: Serhan Poyraz 

Günün Diğer Haberleri