HATİCE TİKE İLE HAYATIN İÇİNDEN SÜVEYDA’NIN DERİNLİKLERİNE BİR YOLCULUK
“Şiirlerimi yaşayarak yazarım”
Bazı insanlar hayatı yalnızca yaşamaz. Yaşadıklarını yüreğinde biriktirir ve zamanı geldiğinde kelimelere emanet eder. Hatice Tike de onlardan biri. Sivas’ta sürdürdüğü hayatın ailesinden aldığı izleri dikiş nakış öğretmenliğinin kattığı sabrı ve yaşadığı hayatın bütün renklerini şiirlerine anılarına ve öykülerine taşıyor. Onun kaleminde hüzün de var neşe de. Hayatın ağır tarafları kadar insanı gülümseten küçük ayrıntılar da yer buluyor.
Özellikle mizah onun anlatımında ayrı bir yere sahip. Acıyı yok saymadan onu biraz yumuşatmak ve okuyucuya nefes alacak bir alan bırakmak istiyor.
Emre Yayınları tarafından yayımlanan “Süveyda Göçü” nde bu duyguların bir araya geldiği özel bir çalışma. Kitabın yaklaşık yarısını oluşturan absürt şiirler hayatın başka bir penceresini açarken duygusal şiirler okuyucuyu daha derin bir yolculuğa çıkarıyor.
Truva Edebiyat Dergisi olarak Hatice Tike ile şiiri, ailesi “Süveyda Göçü” mizah anlayışı ve hayata bakışı üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
Nevin Aktekin Gülfırat: Hatice Hanım Truva Edebiyat Dergisi okurları için kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Sivas’ta sürdüğünüz hayat aileniz dikiş nakış öğretmenliğiniz ve edebiyatla kurduğunuz bağ sizi nasıl bir Hatice Tike’ye dönüştürdü?
Hatice Tike: Ben hayatın içinden gelen biriyim. Sivas’ta ailemle işimle hayatın getirdiği güzellikler ve zorluklarla yoğruldum. Dikiş nakış öğretmenliği bana sabrı üretmeyi ve el emeğinin değerini öğretti. Sanırım bugün yazarken de o emeği taşıyorum.
Edebiyat benim için sonradan hayatıma giren bir şey değil aslında. Yaşadıklarım gördüklerim ve hissettiklerim hep içimde birikiyordu. Şiirle anıyla ve öyküyle onları dışarıya aktarmaya başladım. Beni ben yapan da biraz bu yaşanmışlıklar oldu.
—Karadenizli bir babanın Karslı bir annenin kızı olduğunuzu ve şair bir babanın izinden yürüdüğünüzü söylüyorsunuz. Çocukluğunuzda şiirin ve ailenizin üzerinizde bıraktığı en güçlü iz nedir?
—Babamın şair olması benim için çok özel bir miras. Çocukluğumdan itibaren şiirin evimizin içinde olması kelimelere ve duygulara karşı farklı bir bağ kurmamı sağladı.
Annemin ve babamın farklı kültürlerden gelen özellikleri de benim dünyamı zenginleştirdi. Belki bugün yazdığım her şeyin içinde biraz babamın şiiri biraz annemin duygusu biraz da yaşadığım hayat var.
—Şiir anı ve öykü yazıyorsunuz ancak şiirin sizin için ayrı bir yeri var. Hayatınızda şiiri diğer anlatım türlerinden farklı ve özel kılan nedir?
—Şiir benim için başka. Çünkü şiirde insan kendini saklayamıyor. Bir kelimeye bile koca bir duygu sığdırabiliyorsunuz.
—Anı ve öyküde yaşadıklarınızı anlatırsınız ama şiirde o yaşanmışlığın kalbinizden geçtiği hâli vardır. Ben şiirlerimi gerçekten yaşayarak yazıyorum. Bu yüzden şiirin benim hayatımda ayrı bir yeri var.
—“Şiirlerimi yaşayarak yazarım” diyorsunuz. Yaşadığınız bir duygu veya olay içinizde hangi aşamalardan geçerek şiire dönüşüyor? Yazmak sizin için yaşananları kaydetmek mi yoksa onlara yeni bir anlam kazandırmak mı?
—Bazen bir olay yaşanıyor hemen yazamıyorum. Önce içimde dolaşıyor. Düşünüyorum hissediyorum bazen susuyorum. Sonra bir bakıyorum kelimeler kendiliğinden gelmeye başlamış.
Benim için yazmak sadece yaşananları kaydetmek değil. Yaşananın bende bıraktığı duyguyu yeniden anlamlandırmak. Bazen bir acıyı bazen bir mutluluğu bazen de küçücük bir ayrıntıyı alıp başka bir dünyaya taşıyorum.
—“Süveyda Göçü”nün Emre Yayınları tarafından yayımlanma süreci nasıl gelişti? Elinizdeki şiirlerin bir kitap bütünlüğüne kavuşması ve basılı hâlini elinize almanız size neler hissettirdi?
—Bir kitabın ortaya çıkması benim için kolay olmadı. Şiirlerimin her birinde çok emek var. Yaklaşık üç ay boyunca şiirlerimi tek tek yeniden düzenledim. Okuyucuya daha güzel ve kaliteli bir eser sunabilmek için üzerinde çok çalıştım.
Kitabı elime aldığımda ise tarif edilmesi zor bir duygu yaşadım. Çünkü insanın yıllarca içinde taşıdığı duyguların bir kitapta hayat bulduğunu görmek gerçekten çok özel.
—“Süveyda” kalbin en derin ve gizli yeri anlamına geliyor. “Süveyda Göçü” adını seçerken nasıl bir iç yolculuğu anlatmak istediniz? Bu göç sizi hangi duygudan hangi noktaya taşıdı?
—Süveyda benim için kalbin en derin yeri. Orada insanın herkese anlatamadığı kendine bile bazen söyleyemediği duyguları var.
“Süveyda Göçü” de biraz o derinliklerden geçerek başka bir yere ulaşma hâli. Acılar sevinçler kırgınlıklar umutlar… Hepsi bir göçün parçası.
İnsan yaşadıkça değişiyor ve dönüşüyor. Benim göçüm de biraz böyle.
—Kitabınızın yaklaşık yarısını absürt şiirler oluşturuyor. Duygusal şiirlerle absürt şiirleri aynı kitapta buluşturmanızın özel bir nedeni var mı? Bu iki farklı şiir damarının ortak noktası sizce nedir?
—Çünkü hayat sadece hüzünden ibaret değil. İnsan aynı hayatın içinde hem ağlıyor hem gülüyor.
Absürt şiirler benim farklı bir pencerem. Bazen olaylara alışılmışın dışında bakmak kelimelerle oynamak beklenmedik bir yerden tebessüm ettirmek hoşuma gidiyor.
Duygusal şiirlerimde nasıl içimi döküyorsam absürt şiirlerimde de hayatın başka tarafını gösteriyorum. Aslında ikisinin ortak noktası yine insan ve hayat.
—Truva Edebiyat Dergisi’nde yayımlanan anılarınızda da hayatın içinden çıkan mizahı ve beklenmedik durumları görüyoruz. Absürt şiirlerinizde ve anılarınızda mizah yalnızca güldürmek için mi var yoksa hayatın acılarını ve çelişkilerini anlatmanın başka bir yolu mu?
—Benim mizahi anlatımımı acıların ve hüzünlerin üstünü örten bir örtü gibi düşünün.
Benim bir ilkem var. Üzüntümü kimseye belli etmeden mümkünse içine biraz mizah katarak anlatmak.
Mesela eşimin beyin ameliyatını anlattığım bir anımda yaşadığımız korkuyu ve acıyı uzun uzun anlatmak yerine indiğimiz bodrumun morg katında yaşadığımız absürt ve komik olayı anlatarak o acıyı biraz yumuşatmayı tercih ettim.
Oysa o süreçte çok korktuğum anlar oldu. Ama herkese o korkuyu hissettirmemeye çalıştım.
—Ameliyatın bütün detaylarını anlatıp insanları üzmenin kime ne faydası var?
—Zaten hayat acı ve kederle dolu. Herkese yetecek kadar var çok şükür. Bir de biz üzerine ilave yapmayalım.
Beni dışarıdan görenler bazen akşamdan sabaha sabahtan akşama kadar gülen biri zannediyor. Yorumlarda bunu görüyorum.
Olur mu? Biz de insanız. Bizim de yaşadığımız acılar hüzünler korkular var. Hayatta her şey yaşanıyor.
Benim anlatmak istediğim biraz da bu. Hayat o kadar da kötü değil. Yeter ki yaşamayı bilelim güzel taraflarını görebilelim keyif alabilelim ve şükredelim.
Ben sosyal medyada sürekli ölüm ve acı haberlerinin paylaşılmasına da bazen kızıyorum. “Amcam öldü halam öldü…” Bize ne?
Geçenlerde hiç görmediği bir üstadın vefatını paylaşan birini gördüm. İçimden “Sen bile görmemişsin bizi neden üzüyorsun” dedim.
Acıları yok sayalım demiyorum. Sadece hayatın içinde biraz da nefes alacak yer bırakalım diyorum.
—“Süveyda Göçü”nü okurlarınıza emanet ederken onların kitapta ne bulmasını istersiniz? Bir dizede durup kendi hayatlarından bir iz bir tebessüm ya da saklı kalmış bir duygu bulmaları sizin için ne ifade eder?
—Kitabımı herkesin okumasını dilerim. Ama gönderdiğim arkadaşlarıma özellikle “Lütfen dikkatli duyumsayarak okuyun” diyorum. Çünkü bunların hepsi çok emekli bir yürek ve duygu dökümü.
Eğer okuyanlar benim duygularıma ortak olabiliyorsa bir şiirimde kendilerinden bir parça bulabiliyorsa bu beni çok mutlu eder. Onore olurum gurur duyarım.
Şiirlerimde gerçekten çok emek var. Üç ay boyunca hepsini tek tek düzenledim. Okuyucuya daha güzel ve kaliteli bir eser sunabilmek için.
Bir gün postanede bir memur “Ben de kitabınızı alayım” dedi. Geçen gün tekrar postaneye gittiğimde kendisine “Şiirlerimi okudunuz mu” diye sordum.
“Hanım elinden bırakmıyor. Her akşam okuyor bana sıra gelmiyor. Ne güzel şiirler” dedi.
Bunu duyduğumda çok sevindim. Gerçekten onore oldum.
Kitaplarım Türkiye’nin birçok şehrine ulaştı. Eğer okuyanlar da aynı duyguyu hissediyorsa ne mutlu bana.
—Truva Edebiyat Dergisi olarak bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz
—Bu güzel röportaj için Truva Edebiyat Dergisi’ne ve Nevin hanım size, okurlarımıza çok teşekkür ediyorum. Çok mutlu oldum. Çok onore oldum. Emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.
***
Bir kitabın sayfaları bazen yalnızca kelimeleri değil bir ömrün izlerini de taşır. “Süveyda Göçü” de Hatice Tike’nin yüreğinden süzülen duyguların okuyucuya uzanan bir yolculuğu.
Hatice Tike’nin şiirleri ve anıları bizlere hayatın bütün renkleriyle yaşanabileceğini hatırlatıyor.
Truva Edebiyat Dergisi olarak kendisine bu güzel röportaj için teşekkür eder edebiyat yolculuğunda nice güzel eserler diliyor kaleminin ve yüreğinin daim olmasını temenni ediyoruz.
Süveyda’dan göçen her duygu okuyucunun yüreğinde kendine bir yer bulsun.
