EBRÛLİ AŞK
Ayşe hanım eşini kısa bir süre önce kaybetmiş kendini oyalayacak bir şeyler arıyordu.Böyle bir şeylerin arayışında iken kendini "Ebru sanatı kursunun" önünde buldu.
O zaten hep ebru sanatını merak etmişti.
Kuranı Kerim'in ya da dini kitapların iç kapaklarında "Ebru sanatı" ile yapılmış motifler onu her daim büyülemisti.
Duymuştu biraz zordu bu sanat
"sabır ve hayal gücü "istiyordu.
Onun da bu aralar en cok sabıra ihtiyacı vardı yoksa içindeki o acı onu yere yıkıp sağlığından edebilirdi.
İnşallah bu kurs ona iyi gelirdi.
Öyle umuyordu.
Ebru sanatı kursuna başladı. Yeni insanlar tanımak ona iyi gelmiş çok dikkat isteyen bu ebru sanatına odaklanırken içindeki acıyla baş etmeyi de öğreniyordu.
İlk ebru sanatının yapılışını izlediğinde içinden "ne kolaymış bir de bana çok zor diyorlardı iki damla damlat, renkleri iyi kullan bir iki teknikle tamam bu iş" diyordu.İçin için" ama öyle tahmin ettiği gibi olmadı.
Bazen boyanın tabanını oluşturacak kitre açılmıyor renkler motifler birbirine karışıyor bulanık kalıp bazen tabiri caizse ebru ona açılmıyordu.
Bu sanat öyle bir şeydi ki teklik esastı yani insanın yaptığı bir motifi aynısından bir daha yapma olanağı yoktu. Öyle kara kalem yağlı boya resim sanatı gibi aynı eserin bir ikincisini bir daha yapamıyordu insan.
Bu teklik insanın "tevhid inancını"da sağlamlaştırırken, tevekkül sahibi olmayıda öğretiyordu.
Hocası Ayşe hanımın yanına geldi.
-Ayşe hanım biliyorum öğrenmeye isteklisiniz ama sizde bir şey eksik oda bu sanatı uygularken sizde aşk yok, aşk olmayınca açılmaz o ebru size vasatlıktan öte geçemez hep çırak kalırsınız dedi.
Ayşe hanım cevaben;
-Hocam eşim öldü benim aşk benim için kara bir renk dedi.
Ebru hocası:
-Olur mu öyle şey Ayse hanım aşk ölümsüzdür o içinde ruhun bütünleşmiş halidir.Onun gittiğini sanışın sende bir yıkım yaratabilir ama aşkı içinde yoğunlaştırıp ilahi bir aşka dönüştürmeyi başarmak gerek. Bunu eğer ebru sanatında da uygulayabilirsiniz aşkın nice hallerinden size geçitler sunar da siz bile şaşırırsınız bunları bir düşünün Ayşe hanım deyip diğer öğrencilerin yanına gitti..!
Ayşe hanım o gün kurs çıkışı eşinin mezarına ziyarete gitti.Kocasının mezarına kendi elleriyle diktiği güller mis gibi kokuyordu.
Eşinin mezarı başında onun ile hasbihal ederken, ona bol bol dua etti sonra o güllerden bir tanesini kopardı.Eve gidince o gülün yapraklarını bir güzel kurutup derse gittiğinde ebru yaptığı boya fırçasının sapına sardı.
Ebru tahtasının başında eşiyle aşklarını düşündü. Özenle yavaş yavaş Ebru'nun tabanında ki kitreyi hazırladı.
Aşklarını hayal edip "yavaş yavaş" fırça ile boyaları akıtıp dans ettirirken etrafa yayılan gül kokusuna bir damla gözyaşı da eşlik edip Ebru tahtasının içine damladı.
Güller Ebru tahtasının içinde kalp olmuş dans ediyordu.
Hocası Ayşe hanımın yanına geldi.
-Evet Ayşe Hanım tam da bunu demiştim.Aşk değince gördün mü havaya gül kokusu bile saçılıyor duyuyor musun?
İşte böyle aşk sabır ve tevekkül ile devam et deyip hafif bir tebessüm ile Ayşe hanım'ın omuzuna dokunarak yanından ayrıldı.
O gün anladı Ayşe hanım ölmeyen tek şey aşktı..!
Eşi toprak o da suydu.
Beden çürüse de eşinin ruhu hâlâ yanındaydı.
Onun yaptığı her resimde eşiyle aşklarının bir izi vardı.Birlikte olamayan ama bir olan iki aşığın renklerle dansıydı onlarınkisi..!
Ve o şimdi ebru tahtasının tam ortasında eşiyle tekrardan buluşmuş ney müziğinin ezgisi ile gül kokulu fırçası ile rengarenk vuruşlar yaparken aşk yeniden onun parmak uçlarına inmişti.
