(Dört çocuğunu vatana kurban veren bir babanın Hicaz - Yemen cephesinde kaybettiği Hidayet ve Hasbi isimli iki evladı anısına...)
DÖNMEMİŞ ASKER
Götür, sabah yeli al dileklerim!
Sorana gönlümüz zimmetli dersin.
Ecyad Kalesi'nde nöbet beklerim,
Askerin, Ev'ine hürmetli dersin.
Bilirim, göğün has zeminindeyim.
Şükür! Mekke Şehr-i Emîni'ndeyim.
Hâdim-ül Haremeyn yeminindeyim.
Muhammed Muhtar'a hizmetli dersin.
Uzaktan uzağa kimler konuşmuş...
İnanmazdım dense dağlar kavuşmuş
Rüzgâra "Mektup var!" Sözü karışmış
"Beybabam! Tavafın kıymetli" dersin
O Şebnem, gül ve nur.. yer matlûbudur.
Çöllerin çoktandır dediği budur.
Sivas'lı kardeşin son mektubudur.
Bu mektup, Gül'lerle zînetli dersin.
Ard arda yükselen kum tepeleri...
Söyler mi -Allah'ım- sır öteleri...
Fahrettin Paşa'mla o cenk günleri,
Düğün günü gibi rağbetli dersin.
Hani dün sormuştum nasıldır yaşam?
Çöllerde neyderiz aç susuz paşam?
Dedi: Bak! Çekirge! Sabah ve akşam...
Burda her şey bize lezzetli dersin.
Bilirim, göğün has zeminindeyim
Şükür! Mekke Şehr-i Emîni'ndeyim
Hâdim-ül Haremeyn yeminindeyim.
Muhammed Muhtar'a hizmetli dersin.
Nazlı... Sabah yelim, nazlı gidersin!
Bilmezsin ki Yusuf kokusu budur...
Sivas'lı Şeyhoğlu’n son mektubudur.
Hidayet ve Hasbi cennetli dersin!
