DERİN AŞK
Her şey sana verdiğim defterinin arasında sakladığın, o kurutulmuş gül yapraklarının kokusu ile başlamıştı.
Seni ilk gördüğümde "işte gönlüme hayat veren, başımı döndüren bir ömürlük bahar bu" dedim.
Ve bu yüzden hiç tereddüt bile etmeden gençliğimi avuçlarına teslim etmiştim.
İnsan sevdiğine verdiği gül nasıl yakışıyorsa ellerine,
Öyle yakışır sanmıştım ellerimi.
İnsanın yüzü yaşlandıkça ne kadar solsa da
Sevdiğinin kokusu sinmişse bir kere insanın tenine,
Sevilen nereye giderse gitsin orası bir gül bahçesi oluyormuş.
Ve üstünden kaç mevsim geçse de genzini bir hasret kaplıyormuş.
Şimdi sana böyle bir şeyler yazıyorum diye vallahi benden bilme.
Bütün bunları kalem değil aşk söyletiyor.
Belki de sana defterinin arasında sakladığın gül rengi kanayışımdandır bütün bunlar.
Belki şu an yaşadığın yerlerde, güneş sana daha bir erken doğuyordur.
Benim yaşadığım yerlerde ise gün doğumu hâlâ bir doğum sancısı gibi.
Gündüzüm kızılca kıyamette can çekişiyor her seferinde.
Allah'tan elimde bir kâğıt, kalem var da;
Ben seni içimde nereye yakıştırıyorsam herhangi bir satır aralıklarında,
Oraya koyuyorum seni.
Yeri geliyor seni senden habersiz çalıyorum.
Yeri geliyor ben sana geliyorum bir gece vakti.
Kâh kahırlı bir gecede seni öldürüyor
Ya da seni böyle özleyerek günah çıkarıyorum kendimden.
Kalem elimde olsa da aşk ne söyletiyorsa onun sözünü dinliyor işte.
Kusura bakma
Ben acımdan dolayı ne yazdığımı bilmiyorum bazen.
Sana gülden nazikçe şeyler yazmak isterken
Bazen gözlerine aşk suratlı bakmak isterdim.
Yokluğundan her şey yalan olunca içimde böyle seni soğutmamak için
Arada böyle asık suratlı sözcükler yazıyorum diye affet beni lütfen.
Gül kokuları, zamansız acılar ve yokluğundan dolayı seni senden çalmak,
Bende, kalemde, yürekte şaşırdık kaldık işte ne yapacağımızı.
Her şey senin o gül kokulu tenin yüzünden, tenin yüzünden!
Sen başıma bela ettin işte kendini, gel de unut unutabilirsen!..
***
