ÇAY MI TOSUN MU?
Mahmut dayı, askerliğini Adana'da yapmıştı. O yüzden beni, bir emşeri sıcaklığıyla bağrına bastı;
"Askerin karısına göz koyulur mu?" diye serzenişte bulundu.
"Olur mu öyle şey? Askerin değil, kimsenin karısına göz konulmaz" dedim. "Şerefsizlik bu."
Adımı bir türlü öğrenememişti. O yüzden bana Ali'm diye hitab ederdi.
'Ali'm, ben askere giderken iki çocuğum vardı. Geldim ki üç olmuş. Nasıl olduğunu anlayınca, benimkileri de kattım arkasına; Avradı sür ettim; kovdum gitti. Gel zaman git zaman Avradın çocuğu altı oldu. Nereden bilebilirdim ki bana karşı altı düşman yetiştiğini. Bunlar büyüyünce hep bir oldular, benim ne kadar tarlam, tapanım, takkem, tavşanım varsa hepsini elimden aldılar.
"Senin elin armut mu topluyordu da?"
"Gücüm yetmedi. Bana iki tokat, iki tekme; yallah dışarı."
"Devlet, polis, jandarma?"
"O kadar tarlam, bağım, bahçem vardı; fakat tapum yoktu. Bir şey yapamadım. Gene de çok şükür, çok tarlam var daha. İçinde badem ağaçları, cevizler, narlar kakılı. Ah bi gelsen,ah bi gelsen Ali'm. Odanın biri cevizle bademle çakılı. Arabanın bagajını cevizle, içini bademle doldururduk. Ah bi gelsen"
Ne zaman karşılaşsak da, İzzettin Çay Ocağında çay içsek, lafı döndürür dolaştırır, bademe, cevize getirir;
"Ah Ali'm ah. Bi gelsen. Odanın kapısı açılmıyor bademden, cevizden..." derdi. Ben de birgün;
"Çürütme! Sat onları!" dedim.
"Sattım. Çok sattım. Bunlar eşle dostla yemelik. Ah bi gelsen de kimini yesek; kimiyle de arabayı doldursak."
"Haftaya gelirim" dedim.
Yanıma bir de arkadaş aldım; vurdum arabayı Torosların kıvrım, büklüm dağ yollarına. Sordum söylediler; sordum söylediler, Güneş batımına yakın Mahmut Dayının köyüne vardım. Köy, Torosların, Denize bakan yüzündeydi. Son dereyi geçtim, son virajı döndüm. Mahmut Dayıyı gördüm;
"Sen onca yolu bu arabayla mı geldin?" diye sordu.
"Evet" dedim. "Arkadaşımı tanıttım."
"İyi de"...
Göz çukurunda sanki, iki iri Kaman Cevizi dönüyor gibiydi.
"Valla bu arabayla...Buraya kadar... Maşallah... Yani... Her neyse. Hele hoş geldiniz"
"Hoş bulduk. Gelirim dedim, geldim işte."
"Aaahh Ali'm ah. Geldin de zamansız geldin. Bu zaman gelinir mi hiç. Erken gelecektin. Öğleyin geleydin ya. Ah Ali'm ah. Misafirin de varmış, mahcup ettin beni."
İyi ki de erken gelmemişiz diye sevindim. Adamın işkence çeker gibi iç çekişine bakılırsa, erken gelseydik herhalde ayağımızın dibinde, Tosun kesecekti. Zahmet vermediğimiz iyi olmuştu.
Zaman iyi zamandı. Biraz oturur bi çay içer, kalkar giderdik. Bu daha iyiydi. Ama Tosun kesme ihtimali de hoşuma gitmişti;
"Erken gelseydik ne yapardın?" diye sordum.
"Aah Ali'm ah. Erken geleydin Çay demler içerdik."
"O kadın var yaaa. O kadın; sana az bile etmiş" dememek için kendimi zor tuttum.
