Çay Eşliğindeki Sohbetler

Yazan: Nevin Bahtışen - ÇAY EŞLİĞİNDEKİ SOHBETLER
Advert

ÖYKÜ - 27-06-2022 17:05

ÇAY EŞLİĞİNDEKİ SOHBETLER 

Hale uzandığı yerde gözlerini tavana dikti, geçmişe giden bir yolculuk başladı.

Bir mahallede yaşamanın keyfi ve ayrıcalığı vardı, kocaman bir aile gibiydiler.
Anneleri işlerini yaparken ara ara evde çocuklardan yardım isterdi, ev işini yapmayı da öğrenmeleri gerekiyordu. Tabii okumaları gerekiyordu, çocuklarının hepsini imkânları dahilinde okutuyorlardı. Annesi, “Kızım önceden çocukları okutmazlardı, beşinci sınıftan çıkınca: 'Kız çocukları okuyup ne yapacak?’ derlerdi. Bak şimdi öyle mi herkes okumak isteyen çocuğunu okutuyor.” Canım anneciğim deyip gözleri uydusunda dönen bir gezegen gibi yavaş yavaş ilerliyordu, acelesi yoktu hiçbir şeyi kaçırmak istemiyordu. “Güzel kızım ne güzel okuyorsun, ev işlerini de öğren, hayatta daima güçlü olursun.” Olmuştu da çalışıyor evinin işini yapıyor ama hızlandırılmış bir zaman makinesinin içinde gibi hissediyordu. Herkes daha ruhsuz, sevgi yoksunu, robot gibiler diye düşündü. Ben büyürken mahallemiz ne güzeldi. Annelerimiz işlerini yapıp bitirirlerdi, tabii gücümüzün yettiği işlerden biz çocuklar da nasibimizi alırdık. 

Mahallenin çocukları sokağa çıkar saatlerce oynayabilirdik. Her gün mahalleden biri hazırlanırdı,çayı demlerdi. Annelerimiz giyinmiş süslenmiş hazırlık yapılan evde toplanırlardı. Çay eşliğinde hazırlanan yiyecekler yenirdi. Bardaklar değişir keyif çayları yudumlanırken kimin ne derdi, sıkıntısı varsa konuşulur arkadaşlarının yanında olduğunu hissettirirlerdi. Bir başkası kendi derdini söyler bir çare bulunmasa da dert ortağı olmuş olurlardı.

O zamanlar psikolog gerekmiyordu, şimdiki gibi bilinmiyordu çünkü her derde çare komşular vardı. Biz çocukların geleceği üzerine hayaller kurulur, nasıl okutulur, nasıl mesleği olması gerektiğini bir bir konuşurlardı. Esprili olanlar bir iki espri patlatır, kasvetli havayı dağıtırlardı.

Bir konuyu her yönden ele alırlardı, geniş geniş yaşarlardı. Koşturmak yoktu, hâlâ insanca duygular hüküm sürüyor, lükse değil insanlığa değer veriyorlardı. Aileler daha güçlü, daha hoşgörülü olurlardı. Tabii, yüzyıllardır süregelen her dönemde illa ki toplum düzenini bozanlar olacaktı. Ama aile her zaman bir arada ve kenetlenmiş durumdaydı. Bu kadar hızlı bozulmuyordu toplum.

Şimdi mahallede komşuluk kalmadı, herkes kendi ailesiyle yaşıyor dicem o da değil aile içinde herkes kendi odasında sanki ellerindeki teknolojik aletlere bağlanmış kimsenin kimseden haberi yok. Zaman yok bir de büyük şehirleri düşünürsek en az iki üç saati yolda trafikte geçiyor çalışanların ve öğrencilerin. Bu arada hep beraber ailecek yemek yiyenler hâlâ şanslı sayılır.

Bir de alışveriş merkezleri tuzakları var, hızlı tüketim kurbanı olunmuş bir hayat yaşanıyor, modaya uymazsan bir yerin eksik kalacakmış gibi herkes aynı kıyafetler ekseninde dönüp duruyorlar.

Hale gözlerini kırpıştırmaya başladı, kendine geliyor gibiydi, ne güzel günlerdi, pencereye kaydı gözleri yıldızlara baktı, çocukluğundaki gibi uzun uzun baktı. Sanki bir hastalıktan kurtulmanın hafifliği vardı üzerinde, sağlıklı olmanın enerjisi vardı. Sadece biraz durup eski günleri düşünmüştü, bu mu iyileştirmişti?

Truva Edebiyat Dergisi

Günün Diğer Haberleri