YAŞAMAK / YU HUA
Soydan zengin bir adam, babası gibi kumarhanelerde onlarca dönüm arazisini kaybeder. Sadece kumarhaneler değil; genelevlerinde de kendince gününü gün etmekte, bu duruma tepki gösteren eşine de oldukça kötü davranmaktadır. Ancak bir gün sıfırı tükettiğinde acınacak hale düşer. Kayınpederi gelir ve ikinci çocuğa hamile olan kızını alıp götürürken ilk torununu da babaya bırakır.
Artık kötü günler başlamıştır ve bunların sonu gelmeyecektir.
Yoksullukla mücadele eden adam, bir zamanlar hükmettiği topraklarda ırgat olarak çalışmaya başlamıştır. Aylar sonra karısı doğurmuş olduğu oğluyla eve geri gelir. Artık eşine ve çocuklarına iyi davranmaya başlar. Ancak bir gün kasabaya indiğinde askerler onu zorla Kızıl Ordu’ya alırlar ve tam iki yıl ailesinden ayrı ve habersiz kalır. Döndüğünde ise çocukları büyümüş, annesi ölmüştür. Kızı ise geçirmiş olduğu bir hastalıktan ötürü konuşma yetisini kaybetmiştir. Ailesine dört elle sarılan adam, fakirlikle mücadele ederken Mao yönetimindeki memurlar köye gelirler ve herşeyi komüye vereceklerini emrederler. Muhtar tam bir sistem adamıdır ve komüye hizmet eder. İlk başlarda herşey yolunda gibi görünse de zamanla kıtlık baş göstermeye başlar. Karısı ise amansız hastalığa yakalanır. Kızlarını da oğullarını okutabilmek için bir aileye satarlar. Oğullarını okula gönderirler ama dersleri çok iyi değildir. Ama koşuda çok başarılıdır.
Ancak koşmakla kim para kazanmış ki diyerek oğlunu koşu yarışlarına göndermez.
Kızı aylar sonra geri gelse de onu tekrar göndermek isteyen baba, son anda dayanamaz ve kızını alıkoyar. Birlikte arazide çalışmaya başlarlar komü için.
Birgün oğlunun hastanede ve ölmek üzere olduğu haberi gelir okuldan. Ne olduğunu anlamadan hastanede koşan baba, valinin karısı doğum yaparken kana ihtiyacı olduğu ve oğlundan da bu sebeple çok fazla kan alındığı için öldüğünü görür ve adeta çıldırır. Ama yapabileceği hiçbir şey yoktur. Oğlunun cenazesini alan adam, eve gelmeden oğlunu gömer çünkü hasta karısına bunu söylememiştir.
Ancak günler geçince karısı durumu anlar ve gerçeği anlatmasını, oğlunun mezarına gitmek istediğini söyler. Bu arada kadının rahatsızlığı gittikçe ilerlemektedir. Açlık ve kıtlık da gitgide sarmıştır tüm köyü ve kasabayı. Güvendikleri komü adeta sonları olacaktır. Çünkü ellerinde ne var ne yoksa devlet komü adına hepsine el koymuştur. Hatta kumarda kaybettiği toprakların yeni sahibini idam etmişlerdir.
Zaman acımasızca ilerler ve kız evlenme çağına gelir ama konuşamadığı için talibi yoktur. Bu duruma çok üzülürler. Ama muhtar aracılığıyla bir talibi çıkar ve kız dillere destan düğünle evlenir. Çok mutludur kısa süre sonrada hamile kalır ancak doğum sırasında hayatını kaybeder. Adam bir kez daha yıkılır. Çünkü kızı yıllar once ölen oğluyla aynı hastane odasında ölmüştür. Damadı da yıkılır çünkü karısını çok seviyordur.
İki evladının ölümü ve hastalığına dayanamayan karısı da üç ay sonra vefat eder. Adeta lanetlenmiş gibi acı üstüne acı yaşayan adam, damadına ve torununa sarılmıştır resmen. Torunu dört yaşına geldiğinde de damadı iş kazasında ölür. Yaşlı adam hayatta resmen torunu ile başbaşa kalmıştır. Ama kader rahat bırakmayacaktır, gençliğinde çok şımarık ve zengin çocuğu olan bu zavallı fakir yaşlıyı. Çünkü torunu fasulye yerken boğazına kaçar ve oracıkta hayatını kaybeder.
Tarladan eve geldiğinde torunun ölümüyle karşılaşan adam, artık hayatta tek başına kalmıştır.
Torunu hep bir öküzleri olsun isteyen adam yıllardır biriktirdiği para ile kendisine bir öküz almıştır tarlada kullanmak için. Yıllar önce ölen oğlu da hep kuzuları beslerdi. Ama komünist memurlar gelir komü mali diye ellerinden alırdı.
Tüm bu hikâyeyi tarlayı sürerken gördüğü gence anlatan kahramanımız Fugui, öküzünü de alarak onu dinleyen gencin yanından ayrılıp aynı ismi taşıdığı Fugui isimli öküzü ile konuşa konuşa uzaklaşır.
Ben muhteşem bir roman okudum. Çin'de yasaklanan ama daha sonra ödüllü roman olan “Yaşamak” isimli bu hayat hikâyesi adeta ruhunuza damarlarınıza, duygularınıza dantel dantel işleniyor.
***
