Bir Kitap: Ankara, Mon Amour / Şükran Yiğit

Yazan: Arzu Ortaören -BİR KİTAP: ANKARA, MON AMOUR / ŞÜKRAN YİĞİT
Advert

KİTAP ANALİZİ - 04-10-2023 21:30

BİR KİTAP: ANKARA, MON AMOUR / ŞÜKRAN YİĞİT

İnsan bazı kitapları çok severek okusa da, bir süre sonra kitabın hikayesinde neler olduğunu unutuyor ve bazen sadece bir duygu kalıyor geriye. İşte bu kitabı okuduğum günden de sadece bir duygu kaldı bana.

İçinde Ankara olan şiirler, hikayeler, romanlar beni hep etkilemiştir. Çok uzun yıllardır Ankara'da yaşıyor ve Ankara'yı çok seviyor olmamın etkisi bu elbette ki. Bu kitabı da sahafımda görür görmez aldım. İyi ki almış ve okumuşum. Öyle etkili, öyle hüzünlü, öyle akıcı bir eserdi ki.

Hikayemiz üç farklı gözden, üç farklı başlıkla anlatılıyor. 1960’lı yılların sonlarını çocuk Suna'nın gözünden okudum ve o eski zamanlara gittim; mahalle kültürü, komşuluk ilişkileri, sokak oyunları, gazoz kapakları, istop, misketler, beş taş, çocukluğun o masum halleri… Suna'nın ve ailesinin yaşamına bir anda girip hayatlarını bambaşka bir yola ileten yeni komşuları Gülay hanım ve kızı Emel’i tanıdım.

1980’li yılların başlarını Emel'den dinledim. Çocukluk anılarını, belki de hayattaki ilk dostu Suna'yı geride bırakarak gittiği İstanbul'dan geri dönen Emel ve Suna'nın yeniden bir araya gelişi. ODTÜ yerleşkesi, kaynayan bir ülke, 12 Eylül darbesi, itiraf edilen gerçekler, dostluğun hele ki temelleri çocukken atılmış bir dostluğun gücü…

Kitabın son bölümündeyse, Suna'nın yurtdışından gelip bir süre onlarla yaşayan dayısı Ömer'in anlattıkları eşlik etti bana. Öyle bir tesadüf ki bu dönüş, Gülay hanım ve Emel'in mahalleye gelişiyle aynı zamana denk geliyor. Yaşanan bir aşk, sonrasında Ömer'in kayboluşu, yıllar sonra yeniden Ankara'ya dönüşü ve herkesten uzakta geçirdiği yıllar.

Hüznü oldukça derinden işleyen, siyasi olayların ise bu hüzne gölge gibi eşlik ettiği bir kitaptı. 1960’lı yılların Ankara'sını bilmiyorum elbet ama 1980 darbesi sonrası geldiğim Ankara'da, kitapta anlatılan dostluklar, komşuluklar, mahalle kültürü devam ediyordu.

Alemdar ya da Seyran sinemalarına gitme şansım olmadı yada troleybüslere de yetişemedim ama Ulus, Kızılay, Gençlik Parkı, Soysal Pasajı, Küçük Esat, Ankara Garı, Milli kütüphane halen var olan ve anılarla dolu mekanlar.

Akman Pastanesi’nde çok boza içtik, şimdi yerinde yeller esse de Kızılay’daki PTT binası önünde hep buluşurduk dostlarla.

Yakın zamanda restore edilen Zafer Çarşısı’ndaki kitapçılara sıklıkla giderim hala.

Radyodaki “Arkası Yarın” programlarını dinlemeyi hiçbir zaman zaman kaçırmayan, verilen kan anonslarına duyarsız kalmayıp kan vermek için hastanelere koşan büyüklerimizi hatırlarım.

Hele ki o çeyiz sandıkları... Bir çoğumuzun evlerinde vardı eminim. Aralıklarla açılan, özene bezene saklanan o sandıklar…

Sakarya Caddesi’nde bolca türkü dinlemişliğimiz de var dostlarla.

Kısacası, kışları soğuk ama insanları sıcacık bu memur şehrini, başkentimizi, Ankara'yı çok seviyorum.

Bu kitapta anlatılan hikayeyi de çok sevdim.

“Düşününce beklentileri ortaya çıkar insanın, beklentilerden de hayal kırıklıkları…”

“Bu şehirde bulduğum ve yine bu şehirde bıraktığım masumiyetim şimdi nerede gömülü?” gibi anlamlı ve duygulu sözlerle dolu bu kitabı okuyun mutlaka, tavsiye ederim.

Editör: Serhan Poyraz 

Günün Diğer Haberleri