Bir Gezi Sonrası: Abla Geberteceğim Seni -1 / Hamdiye Okudan

Yazan: Hamdiye Okudan -BİR GEZİ SONRASI: ABLA GEBERTECEĞİM SENİ /1
Advert

GEZİ YAZISI - 14-05-2024 01:19

BİR GEZİ SONRASI: ABLA GEBERTECEĞİM SENİ /1

Bir aya yakın bir zaman, ülkemin güzelliklerini gezip; sevgisini, mutluluğunu yüreğimde, kanımda hissettikten sonra, işte evime döndüm.

Evim, bana ait, benim dünyam… Sınırlarını kendim çizdiğim, her köşesinde özgürlüğümü yaşadığım, ömrümün en fazlasını içinde geçirdiğim, barınağım, korunağım, bağımsızlığım. Hayallerim, düşlerim, özlemlerim.. Her bir yerine nefes nefes dolduğum... Nasıl da özlemişim seni… Önce bir havanı koklamalıyım. Sonra yolumu bekleyen çiçeklerimi sevmeli, her biriyle konuşmalı, koklamalı, özlem gidermeliyim:

- Canan! Sana çok teşekkürler,  nasıl da güzel bakmışsın onlara.. ömrün çiçekler gibi olsun, gül yüzün hiç solmasın…

Kısa bir süre önce, Amerika’yı gezip dolaşırken söz vermiştim kendime. Ülkemin gezip dolaşmadık hiçbir köşesini bırakmayacaktım. Çünkü çok özlemiştim, burnumda tütmüştü. Amerika’nın gür ormanlı, geniş topraklarını, az katlı evlerini, geniş, çiçekli yemyeşil bakımlı meydanlarını kıskanmış, ülkem için düşünmüştüm. Her milletten insanların toplum kurallarını bozmadan birbirlerine saygılı bir düzen içinde planlı, programlı yaşayışlarını, ilgiyle izlemiştim. Ha benim göremediğim burada ve başka diğer ülkelerde anlaşmazlıklar, düzensizlikler, kavgalar, savaşlar olmuyor muydu? Oluyor tabii ki ama ben şu anda görüp gizlediklerimi yazıyorum. Bir de ateş düştüğü yeri yakar ya, benim ülkemdeki acılar da beni daha çok yaralar.

Bizim ülkemizde biraz ayrımcılık olayı var bazı kesimlerde. Ne kadar istemesek de. O yüzden de kırgınlıklar, küskünlükler oluyor. Ben buna hep üzülürüm. Sınır dışında, ülkemizde gözü olan düşman yürekli grupların kışkırtmasıyla yer yer kavgalar büyüyor, savunmaya geçip savaşmak zorunda kalıyoruz. Savaşlarda patlayan bombalar ve silahlardan çıkan kurşunlar düştüğü yeri yakıyor, canları alıyor, yaşandığı yerde iyileşmez yaralar açıyor. Derdim ki kendi kendime:  Bu vatan bu sınırlar içinde hepimizin. Neden birbirimize farklı bakalım. Bir düşman vatanımıza göz dikse, saldırmaya kalksa hepimizin yüreği titremiyor mu? Kurtuluşa hep birlikte koşmadık mı? Yoksulluk hepimizi aç bırakmaz mı? Kalkınmamız hepimizi mutlu etmez mi? Bölünürsek kime ne yararı olur, düşmandan başka. Kim düşmana sığınmakta hayat bulmuş? Düşünmeli vatandaşım, çok düşünmeli. Özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı yaşadığımız varlığımızı sürdürdüğümüz bu ülkeden uğruna ölünecek başka bir yer, başka bir değer yok...

Düşüncelerde kaybolduğum sırada bizim Bolu kardeşlerinden birinin telefonuyla sıyrıldım daldığım alemden. Nevin Ceylan’dı arayan. Ablam; "Bir gezi düşünüyoruz, gelir misin?" Gezi deyince akan sular dururdu. Müsait miyim değil miyim diye düşünmeden; "tamam canım, gelirim." dedim. Üç aylık maaşımı alacaktım birkaç gün sonra. Param vardı. Gezide yersem geri kalan günlerde nasıl geçinirim düşünmedim bile. “Allah Kerim” idi. Bir yol bulurdum nasılsa.. Gün doğmadan neler doğardı.

15 Nisan 2024 günü, üç Trakyalı gezimizin ilk durağı Yalova’da buluştuk. Paralarımız önceden yatmıştı. Nevin Biga’dan Kadriye ve ben Tekirdağ’dan kuşlar gibi  uçmuş, gelmiş, yeşil Bursa’nın bir yamacına konuvermiştik. Bursa’yla ilgili güzel anılarım var. Yıllar önce bir hafta Çekirge’de kalmıştık eşimle ilk evlendiğimiz yıllarda. Hiç yer ayırmadan bir gece inivermiştik Çekirge’ye. İlk anda yer bulmakta zorlanacağız sandık. İlk otel, ilk pansiyonda yer bulamadık ama oradaki insanlar bizim önümüze düşüp büyük bir ilgi ve istekle yer aradılar bize. Sonunda bize özel bir çadır kurdular bahçenin birine geçici olarak. Ertesi gün açılacak yere bizi alacaklardı. O misafir severliği anlatırken şu an bile gözlerim yaşarıyor. Biz acemi genç evli çifti çok sevmişlerdi. On günden fazla kalmıştık. Bursa’nın ılık, sıcak, soğuk sularında oynamış, eğlenmiştik.

Ve hemen İzmirli Müfide Sarıgül Teyze’nin hayali dikildi karşıma. Bir çay bahçesinde otururken karşı masada yaşlıca ama dinç, hayat dolu bir hanım bize bakıyordu gülümseyerek. Sonra kalktı yanımıza geldi; "Siz yabancısınız, ben sizi çok sevdim. Kabul ederseniz, size Bursa’yı gezdirmek isterim."

"Mutlu olacağımızı" söyleyince düştü önümüze.. Bir gün pazarı, çarşıyı gezdik. Bir gün Uludağ’a çıktık, başka bir gün Emirsultan’ı ziyaret ettik, dilek diledik ve daha bir çok yerlerini gezdik Bursa’nın… Çok cana yakın, sıcakkanlıydı tanıdığımız insanlar. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı o da bayanların ciltleri çok güzeldi, hepsi duru, beyaz tenliydi..

İşte Yalova’ya bu güzel anılarla gelmiştim. Heyecanlıydım çocuk gibi…Feribottan indiğimizde bizi Aysun Hanım karşıladı. Aysun Hanım Yalova Akköy yakınlarındaki Terma City Tesisleri’nde bir Devremülk’ün sahibi.. Genç, güzel, bakımlı, fit bir hanım, Estetik Uzmanı.

Kapı tarafında açık, küçük mutfak görevi gören bir bölümü olan üç kişilik bir odaya yerleştik. Çift kişilik bir yatak ve geceleri yatak olarak kullanılan bir koltuk. Şanssızlık işte, biraz hasta çıkmıştım yola.

Arkadaşlarıma bulaşmasın diye koltuk yatağı ben aldım. Ama hep başlarına da kaktım. Kurulun bakalım çift kişilik karyolaya sultanlar gibi. Ben zavallı, hem hasta, hem de şu halime bakın.. kedi gibi kıvrılıp yatıyorum burda.. halimi görüp biraz ezilip üzülmüş gibi yapmaları hoşuma gidiyordu. Hemen Kadriye atlıyordu; "Ama sen istedin, istersen gel buraya yat." Ben küsmüş gibi; "Yok istemem, bir kere yattınız." deyip dönüp arkamı uyuyordum.

Kadriye’nin çok telefon konuşmaları oluyordu, balkona da çıksa gecenin sessizliğinde duyuluyordu.

Ben ara sıra; "Kadriye öldüreceğim seni kapa şu telefonu, yat artık." diye sesleniyordum.

Nevin  gece duymazdı bizim tartışmalarımızı. Çünkü kulaklarının duyarlılığını bir özel aparatla kapatıyordu. O yüzden rahat rahat tartışıyorduk.

Bizim uykuyla çok aramız yoktu. Uyusak bile sabah dörtte gözlerimiz açılıyor hemen birbirimizi arıyorduk. Bir keresinde, kapat şu telefonu dediğimi karşı taraftaki duymuştu da bana küsmüş. Hala gönlünü alamadı o arkadaşın. Kadriye zorla telefonu kapattıktan sonra:

- Abla geberteceğim seni bi rahat vermedin.

Ben hemen karşılık: 
- Gebertmek çok kaba, ben sana öldüreceğim diyorum.

Örnek al biraz gibi sohbetli, şakalaşmalarımız sürer giderdi… Sonunda dalardık düşler alemine.. Nevin bizim tartışmalarımıza katılmaz o ağır oturaklı haliyla bizi hafif bir gülümsemeyle seyrederdi. Hatta bir tartışmamıza karışmak ara bulmak istedi de sakın karışma, onlar tartışır ama az sonra yine canciğerdirler. Aralarına kimse giremez..

Üç kişi gelmiştik ama Yalova’da beş arkadaş olduk. Aysun’dan başka bir de Edirne Trakya Üniversitesi’nden Nesibe Başak adlı bir arkadaşımız katıldı aramıza. Onlar iki kişi bir başka odada kalıyorlardı. Ama yemeklerimiz bizim odada pişiyor ve hep birlikte bizim odada yiyorduk. Birlikte yemenin tadı bir başkaydı… Gündüzleri sabahtan termal havuz keyfi, öğleden sonra da yakın çevre gezileri yaparak bir hafta keyifli günler geçirdik Yalova’da.

Gezdiğimiz yerlerden kısaca söz etmeden olmaz; 16 Nisan 2024 günü havuzda sıcak su keyfinden sonra Aysun Hanım'ın baş döndüren hızı ve tükenmeyen enerjisine ister istemez ayak uydurarak Gökçedere civarlarını gezdik..

Termal Gülbahçesi, Atatürk Köşkü, büyük Termal Otel…

İnce bir kaynak suyun aktığı Termal büyük doğa harikası bahçeyi hayranlıkla gezerken aralıklarla "Mide Suyu, Ayak suyu; Göz Suyu" adları verilen mide, ayak, göz hastalıklarına şifa olan suları kendimize uyguladık. Adları geçen yerlerde içtik, ayaklarımızı soktuk, yüzümüzü yıkadık. Astıma, nefes darlığına iyi geldiği söylenen buharın çıktığı yere ağzımızı dayadık. Göğe yükselen ağaçların altındaki parkta oturduk, güzelliği seyrettik. Doyumsuzdu...

17 Nisan 2024’de Çifte Şelale, Erikli Şelalesi denilen bir başka doğa harikası yeri gezdik. Irmak kıyısı boyunca güzelim suyu, toprağı bulan ağaçlar çiçekli,çiçeksiz serpilmiş, boy atmış gitmiş, birbirlerine çatıp çardaklanarak. Şelalelerin başına doğru yürüdük bayır yukarı.. Bir de, çok sayıda merdiven çıktık. Kalbime teşekkür ettim. Şelalenin başında sohbet eşliğinde piknik yaptık. Fotoğraflar çektirdik. İniş kolay oldu.

Dönüş yolunda arabayı süren Aysun Hanım'ın öğretmen emeklisi arkadaşı arabayı çevirip bizi Dipsiz Göl ve Delmece yaylasına götürdü. Bizimkiler yaylaya bir yayıldı o çiçek güzel, bu daha güzel diyerek ilginç gördükleri çiçekleri köklediler, bahçelerine götürüp edeceklermiş. Sonra da "Endemik" bitkilerden olduklarını anlayınca da bir hayli korku yaşadılar. Ertesi gün Çınarcık ve pazarını gezdik, fiyatları bir hayli uygun bulup ihtiyaçlarımızı aldık.

20 Nisan’da Armutlu’ya gittik. Orada bizi bir şair arkadaşımız karşıladı. Hava bozdu, selli bir yağmur başladı. Üşüdük çünkü valizler Antalya’ya göre düzenlenmişti. Sahilde zorla birkaç fotoğraf alıp bir kafeye attık kendimizi. Çay içtik, sohbet ettik. Şiirden konuştuk. Bir restoranda paça çorbası yedik. Dönüş için minibüs durağına geldiğimizde ben titriyordum. Zaten hastaydım. Milletin üstünde ne varsa aldım sarındım, kuşandım. Bir gözlerim görünüyordu. Dairemize zor attık kendimizi. Rahatlamıştık, az zamanda çok yer gezdik. Bunu tamamen Aysun Hanım'ın beceri, hızı ve başarısına borçluyduk.

Günün Diğer Haberleri