BİL Kİ
Bil ki insan en çok da insandan yorulurmuş
Gürül gürül pınarlar bir gün gelir kururmuş
Yüreğinden çıkanlar yüreğini vururmuş
Ben de geçtim bu yoldan tozlar gibi savruldum
Tırmandım yokuşları inişlerde yoruldum
Bil ki insan bir büyük hevesten ibaretmiş
Hevessiz insan kemik ve etten ibaretmiş
Ruhsuz insan sadece suretten ibaretmiş
Bir davanın peşinde oradan oraya koştum
Anladım ki yol bitmez boşuna yorulmuştum
Bil ki insan bitmeyen bir uzun yolculukmuş
Aklında ve gönlünde uzak yerler olurmuş
Çaresiz ve kararsız orta yerde dururmuş
Bir hasretten hasrete hiç durmadan savruldum
Kendi içim ateşti ben ateşte kavruldum
Bil ki insan kendini hep önemli görürmüş
Önce üstüne kale surlarını bürürmüş
Sonra da o surların ortasında çürürmüş
Kapıların ardında hayallerle avundum
Kendimi gökyüzünün hayalleriyle yordum
Bil ki insan kendini buldukça kaybedermiş
Çıktığı her seferden hep kendine dönermiş
Bir yanı mutlulukmuş öbür yanı kedermiş
Her dönüşte gittiğim seferlerden kurtuldum
Her varışta aklımda yeni seferler kurdum
Bil ki insan yaşamdan ölüme bir köprüymüş
Heveslerine balyoz umuduna törpüymüş
Uzaklara tutkunmuş yakınlaraysa körmüş
Girdiğim tüm yollarda nice umutlar buldum
Yollar geri de döner işte bunu unuttum
Bil ki insan bir kuru emekten ibaretmiş
Hayat dediğin ise emeklere ibretmiş
Zaman akıp geçermiş ve her şey eskirmiş
Buğday attım toprağa hayatla yoğurdum
Yeşerttiğim hayatı ateşlerde kavurdum
Bil ki insan kendinde kendine uçurummuş
Kendinden düşermiş de kendine tutunurmuş
Bu gelgitler içinde durmadan yorulurmuş
Ben de kendi içimde nice oyunlar kurdum
Kaybolduğum gönlümde yine kendimi buldum
Bil ki insan en çok da insana yük yüklermiş
Kimi insan insanın yükünü yüklenirmiş
Bu hengame içinde kâh gider kâh gelirmiş
Ben de daha çok benden başkasında yoruldum
Nerede bir silah sesi ben orada vuruldum
